no signal

son 48 saati anlatan bu yazıyı yazarken de elektrikler göz açıp kapama süresi kadar kesildi hani o sırada gözünüzün kapalı çıktığı fotoğraflardaki gibi bi anda olsanız anlamayacaksınız bile. ama elektrikle çalışan aletlerimiz ki bunlar geliştikçe duyarlılığı artar hemen anladı elektriğin gidip geldiğini ve kapandı. yazı da gitti tabii ki. ufff.. neyse özür yazısı yazayım bari tüm okuyuculara. teknik bir arızadan dolayı sizlere yayın yapamıyoruz mu diyim bilmiyorum :D
kusura bakma türkiye.. :P

Live 4 it! haftanın klibi

artık gelenekselleşen pazartesi sabahı videoklip saatimizde bu hafta Hepsi - Tempo var. Tüm haftayı koşturarak geçiren bi de üstüne haftasonunu ekleyip hafta içi gün sayısını 7 ye çıkaran tüm insanlar için :)
ya da koşmak isteyen herkes için ;)
biraz da kahve.. ve haftaya başlamak için herşey hazır. şarkı bitince hafta başlasın :)

eroy ve cansu efes maçından bildiriyor. evet sendeyiz eroy..

abdi ipekçi tarihi günlerinden birini daha yaşıyor. insanlar bu maçtan galatasaray-bordo maçı sebebiyle ilgisini esirgemiş gibi görünüyor ama yine de seyirci sayısı azımsanamayacak kadar çok. yanımda şu an cansu var. onun da biraz neşelenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüp maça davet ettim ve kırmadı :)) burda durum böyle eray. başka diyeceğin bişey yoksa ben maça giriyorum.. tamam o zaman maçtan sonra blogda görüşürüz. kib. öptümss. byess
perşembe akşamları halısaha maçı yapıyorum düzenli olarak. o yüzden euroleague maçlarını aksatıyorum efes' in :) ama çarşamba akşamı olunca hele ki her sene düzenli olarak bir yunanistan takımı - efes maçına gitmeyi vatani bir görev bildiğimden bu maçı kaçırmadım. daha doğrusu kaçırmadık :) bu maçlara gitmediyseniz buna en yakın olanı cska - efes maçı derim :)
efes' in euroleague maçlarına hiç gitmediyseniz bugüne kadar çok şey kaçırdınız. futbolu bu kadar sevmeme rağmen basket maçından alınan zevkin sürekliliğinin futbolda olmadığını kabul ediyorum. neyse basketbol - futbol karşılaştırmasını başka bir yazıya bırakıp bu yazıya dönelim.
yaz köşesinde fırtınalar estiren cansu' yu da bu maça konuk blogger olarak davet ettim. iyi ki de etmişim ;) bir ara 16 sayı geriye düşmüş olsak da son periyottaki mucize basketlerimiz bize her zaman bir geri dönüş' ün yapılabileceğini ve umudun hep olduğunu gösterdi :) çok yaşa emi efes!efes kızları çoğalmış :) şovları her zamanki gibi çok güzeldi. ama devre arasında çıkan palyaço hiç yakışmadı! çok basit kaldı orda. 3 tane labut çevirmeyi ortalama olarak her şovmen yapar. efes yönetimine sesleniyorum. tamam size çok az değer veriyorlar basketbolda. ama sizi seven bir kitleniz var bari onlar için şovun kalitesini yükseltin! :) izlerken sıkıldık.
tüm maç yerinden kalkmayan cansu da son dakikalarda dayanamayıp ayakta karşıladı basketleri. yaa dedim sana di mi maç güzel olucak diye :) (tabii bu foto ayağa kalkmadan önceydi :P)
Efes' in ve Fenerbahçe' nin Euroleague maçlarına hepinizi bekliyoruz. Ama santrayla beraber omuz omuza, bütün stat ayağa demeyin :) basket ve futbol aynı değil :) gerçekten basket maçı izleyip bundan zevk alan bir kitle var :) bu hafta ilk defa maça gelen tüm arkadaşlarım bir dahaki maç ne zaman diye sordu.
ertesi gün yine sınavım vardı. evde oturup çalışmak yerine ben yine bi yerlere gidip eğlenmeyi seçtim :) ama sınavım da güzel geçti. sanırım ilk soruyu sadece ben doğru yaptım :)) mutluyum şu sıralar. bloga bakamıyorum fazla. ama süpriz yapıcam dedim. unutmadım ;) ilk vakit bulduğumda görenlere benim aklıma gelmişti denen birkaç süprizz :) ama günde 3 saat uyuyorumm yine de yetişemiyorumm :D neyse kös kös oturmaktan iyidir ya :)

eroy @ mtv turkiye welcome party


aslında ben sadece pussycat dolls konseri diye biliyordum. gazete sayfalarını veya websitelerini tarayıp da gittiğimiz konser hakkında bi gıdım bişey öğrenmemiştim. aa pussycat dolls mu? yürü gidelim abi!.. :) ertesi gün sınav mı var? ya şimdi bundan başka bi vize bi de final var elbet bi hal çare bulunur. hadi gidelimmm. tamam o zaman cuma günü sınav bitince gidiyoruz. ehehe yarını düşünmeden yaşayalım bir günlük de olsa :P
bunca zamandır ters giden herşeyi tersine çevirecek bişeylerin aslında aklımdan geçenlerin tersini yaparak mümkün olacağını daha önceden düşünmemiş olmam salaklık. ama zaten düşünmüştüm :) uygulamamak korkaklık? hmm üşenmek istemeklik diyelim :P ( nasıl kelimeler bunlar :P )

neyse yazı güme gidecek hemen konuya gireyim :)
mtv türkiye' ye de geldi. ben uyduda daha ayarlamadım henüz. hala fransızca ve ingilizce olanına bakıyorum arada :P teoman, sertap erener, kargo, athena,.. gibi grup ve şarkıcıların çıktığını yolda afişlerden öğrendim :) içimde acaba şebnem ferah da orda olacak mı? diye bi umut yeşerdi aniden. gecenin sonunda pussycat dolls sahneden indiğinde bile acaba mı? diye soruyodum kendime :P ( e yok artık! :) evet yok artık. tamam abarttım biraz :P ) daha sonra duydum ki sezen aksu, ajda pekkan niye yok gibi bi tartışmalar varmış.
zaten herkes iki şarkı söyledi. ( mor ve ötesi 1 şarkı söyledi ayıp oldu. yazık :P ) herkesi de çağıramazsın ki :) ve bence öyle bi gecede onlar biraz fazla ağır kaçabilirdi. daha çok rock ve pop ağırlıklı bi kanal olduğundan orda bir sezen aksu' nun bizi eskilere götüren şarkısı içimizdeki dans etme ve heyecanı alıp götürebilir kaygısı var. biz şimdiki gençler bunalıma ne kadar da meyilliz.
şimdi gecenin eksi ve artılarına geçelim :)


bi kere kırmızı halı denilen olay bize çok uzak. kırmızı halıda nasıl yürünür nasıl davranılır bilmiyolar kardeşim. vip ler basmış parayı kırmızı halıda yürüyor. bi de neden sanatçılar seyircilerin tarafından yürüyor onu anlamadım. ben biletleri insanları değil şarkıcıları yakından görmek için orda duruyorum. tüü yazıklar ola size. bi de kırmızı halı yerine sağdan soldan yarım yamalak yürüyenler, hostes kızlara çarpanlar.. off yeter yazmıycam!.. mutlu mutlu yazıyorum şurda bozmayayım keyfimi :)
konsere gelelim :)
iki ayrı sahne olunca acaba hangisine yakın olalım telaşı oluyor. acaba pussycat dolls hangisinde çıkacak diye toplan sanatçı sayısını bi solda bi sağda diye paylaştırarak kendimce bi çözüm buldum ve bize daha yakın olan sahnede çıkacakları kanaatinde birleştik, sevinç yumağı olduk. ama gel gör ki gecenin sonunda iki sahnenin ortasında çıktılar :)
herkes güzel çaldı, güzel söyledi. ben nil' in kıyafetini beğenmedim :P mor ve ötesi gariban grup muamelesi görüp tek şarkı söyledi yazıktır ya ben bi beş dakka fazla dururdum aslında onlar da söylesin diye :P
sevişmek ah ne hoştuurr yıldızlarınnn altında derkenn live4it! arşivleri aklıma geldi :) ama hiçbişey moralimi bozamazdı o gece. teoman' la ölmek için güzel bi gün diye bağırırken aslında yaşamak için o kadar çok sebep olduğunu düşünen tek şabalak bendim sanırım :P ama sertap erener çookk kötüydü :) ben en güzel şarkıları ondan beklerken o beni çok üzdü. bi süre konuşmamaya karar verdik :P
şarkıların arasındaki şovlar bana gözünü seveyim mtv dedirtti :) bence organizasyon çok güzeldi. bi de şu var bence organizasyonları bu denli bozan şey bizim kafa yapımız. ne doğru dürüst sıraya geçebiliyoruz ne de kendimizden başkasının hakkında saygı gösteriyoruz. ayıp ama!.. :P
kırmızı halıdan geçerken nicole ( ya da o değil de şu an ismini hatırlayamadığım bi tanesi :) ) öpücük yolladı banaa :))) ah saçlarımı daha önce kestirseymiş dedim bi an :P ama bana bakıp yolladı işte banane banane! benim kedilerim onlar :P


sahne şovları da çok güzel. ama şu eksik noktası var. amerika daki zenci şarkıcılar ve o tür şarkılar söyleyenler hiç bi zaman tek değiller. hep başka biriyle düet halindeler. biri olmayınca şarkı eksik kalıyor. ama ona rağmen güzeldi. beğenmeyene yuh derim :P git ismail yk dinle derim :P ehehe.. tamam kızmıyorum gelin yazıyı okumaya devam edin :P
ertesi günkü enerji iletim sınavı ise sabah kalktığımda kulağımda devam eden çınlamaya rağmen çalışıp süper bi sınav yaptım :) ve herşey değişti. zaten şu an ki kız arkadaşımla da o cumartesi gecesi konuştum :)) sevilmek güzel şey :)) neyse zaten nicole ile ilişkimiz yürümezdi. benim okulum, onun turneleri filan. olmaz ki :P

Live 4 it! yeni dönem açılışı ;) PCD ile birlikte.. 3,2,1.. Piii siii diii...


Live 4 it! yeni yayın dönemini geç de olsa pussycat dolls ile açıyor!.. :) gel pussy pussyy diye çağırıyoruz hep beraberr...
yeni süprizleri bekleyin ;)

eroy pussycat dolls konserinden bildiriyor


yazısı da gelicek tabii ama önce reklamlar :P

yaşamın sebebi

hala yaşıyorsan bu, ters gidecek şeylerin henüz bitmemiş olduğunun göstergesidir.

haftaya güzel başlamak için

biraz uzun sürüyor yüklemesi ama izleyin pişman olmayacaksınız ;)
özlem tekin, levent yüksel, fatih erkoç sen gidince ve çillibom' u söylüyor. haftaya ve güne güzel başlamak için sabah sabah dinleyelim.

işte başlıyor..


yarın vizeler başlıyor. sadece vizeler değil. 2 tane projem ve salı günü de berbat geçeceği daha geçen haftadan belli (ki geçen hafta kapıdan döndüm girmedim :) ) bir staj mülakatım var. hidromobil ile ilgili yapacaklarımı daha saymadım bile :P ama karmanın eline şimdi ihtiyacım var :)
ya da bu sefer sadece kendime güveniyorum :) hiçbişey yapmasam da nedensiz bir iyilik çöktü üstüme. ehehe.. ölmeye yakın insanlardaki gibi :P ama benim hiç niyetim yok ölmeye daha :P
o kadar çok smiley kullanmaya başladım ki dilim içeri girmiyor gibi görünüyor yazı yazarken :P yakında videolu sisteme geçicem :)
bu gülüşümün altında yatan çok sebep var. ama too cool for engineer duruşumu da bozmayayım :P
bugün anadolu kavağına gittim fotoğraf kulübüyle ve çok güzel fotoğraflar çektim. en güzellerini sizinle paylaşıcam ama önce yarınki sınavı düşüneyim sonra koşmaya çıkıcam. berbat geçecek gibi geliyor sınavlar bana ama bir seferlik herşeyi oluruna bırakınca neler olur görelim :)
elbette ki herşey kahve molasından sonra başlayacak. hepinize mutlu günler ;)

biz

biz dünya tarihinin en büyük savaşçılarıyız. biz geçmiş nesillerden daha bilgiliyiz, daha yetenekliyiz, gözlerimizin içi hep derin bakar, özü görürüz, beynimiz sürekli problemleri çözmek için hazırdır, bu yüzden eğitim alırız, zeki beyinlerimiz daha da hızlı düşünebilsin, hiç bir problem önümüzde duramasın. kahveyle ve hızlı yemeklerle besleniriz ki daha az uyuyalım yerken daha az vakit geçirelim. küvetlerimiz yoktur bizim. tepemizden dökülen sular heryerimize hızlıca çarpıp sinirlerimizi uyarmalı ve kendimize getirmeli, yatarsak gevşeriz, o yüzden herşeyimizi hızlıca yaparız ve çıkarız. işimizi iyi yaparız. asla hata olmamalı. hürriyetimiz mükemmeliyetimizden geçer ne kadar iyiysek o kadar yükseliriz ve güçleniriz. amacımız yenilmez olmaktır bizim. tanrılara karşı geliriz çünkü biz titanlarız.
biz dünya tarihinin en büyük savaşçılarıyız çünkü bizim savaş alanımız heryerdir. ve biz eskilerin yaptığı gibi savaş meydanlarına toplanmayız, birkaç saat savaşıp sonra dağılmayız. biz her an savaşırız, asla durmayız. uyandığımız andan itibaren zırhımızı ve kılıcımızı alıp savaşa gideriz. ama biz bu savaşta hiç ölmeyiz. lanet olsun ki hiç ölmeyiz. ruhsal bir savaş bir savaş bu! ortaya dökülen kan yok! onun yerine fikirler, hatıralar, kabuslar,... ölmediğimiz için de hergün devam ederiz bu savaşa.
biz o kadar çok acı çekeriz ki bizde başka kimse anlayamaz bizi. herşeyimiz kişiseldir bu yüzden. hepimizin kendi odası vardı önce, sonra kendi televizyonumuz, müziksetimiz, odamızda kendi telefonumuz, walkmanimiz, aileden ayrı kendi fotoğraf makinemiz, telefonlar küçüldü ve artık sevgilimizi yanımızda taşıyabilir olduk artık heryerde seni seviyorum diyebiliyoruz veya senden nefret ediyorum diyebiliyoruz. müziğimizi bile yanımızda taşıyoruz, kendi müziklerimiz var. yolda kimseyle konuşmamak için kendi dünyamızın müziklerini dinliyoruz. sadece kendimizin izin verdiği insanlar olmalı etrafımızda. yeni birinin buraya girebilmesi.. çok mu kolay? çok mu zor? kahretsin en az birşey hakkında kesin bi yargıya varamayacağımı biliyordum daha yazıya başlarken. ama elbette ki çok kolay. ehehe biz çok hızlı yaşıyoruz. gelip geçen insanların yüzlerini bile hatırlayamıyoruz. herşeyimiz kişisel. biz bu dünyada kendi dünyamızı kurabiliyoruz. işte orda tanrı biziz. evet! sonunda tüm gücü elimize geçirebildik. ama bu dünyada kaç kişiye yer var? çağırdığımız herkes bizim cennetimize gelmek isteyecek mi? başkaları için mükemmel dünyalar kurup onu orda bizimle yaşamaya davet ediyoruz. her bir başarısızlıkta yeniden başka biri için yapıyoruz bunu. bazen tüm dünyayı baştan tasarlıyoruz bazen de ufak şeyleri değiştiriyoruz.
biz o kadar güçlüyüz ki en büyük problemleri çözmek çok kolay gelir. maddenin hakim olduğu hiç bir konu çözümsüz kalmaz bizde. ama hepimiz içimizde ağlarız kendi dünyamız da hep gece olur ve biz orda oturup ağlarız, üstümüze hep yağmur yağar. ve bizi hayatta tutan tek şey amaçtır. amacımız yoksa biz varolamayız.
bizim savaşımızda en büyük silahlarımız cep telefonlarımızdır. onun ekranında yaşarız aşkımızı veya onun ekranında kusarız nefretimizi. cephanemiz kontörlerimizdir. telefon çaldığı anda kalbimiz daha da hızlanır bazen arayanın kim olduğu daima önemlidir seviyorsak birini.
bizim aslında ne olduğumuzu biliyoruz biz ama asla vazgeçmiyoruz. neden vazgeçelim ki? sıkı çalışırız, sıkı eğleniriz. biz çok güçlüyüz. gücümüzden neden vazgeçelim? içimizdeki savaştan kime ne?

sözlerimi geri alamam.. hele ki şebnemse hiç alamam :)



pazartesi sabahı güne bu şarkıyla başlamak tüm bir günü kafa önde düşünerek geçirmeme sebep oluyor. nedense her dinlediğimde sürekli eskiye götürüyor. hiç mutlu anıların olmadığı eskiye.
ama belki de yeniden karşıma çıkacaksın diyor ya :) hepimizin tekrar karşılaşmak istediği insanlar vardır mutlaka. kahve falında "biri var" denmesi gibi :)
ama burda ne yazdıysam hepsini severek yazıyorum :) geri döndüremeyeceğimiz zamanı savurganlıkla harcamaktan çekinmiyoruz. seviyoruz, seviliyoruz, nefret ediyoruz ya da ediliyoruz. ama şu var ki şebnem ferah' a aşığım :)) ehehe.. olmayacak şeyleri ne de çok seviyorum :P
neyse. şu var ki ne kadar kötü gün yaşamış olursak olalım hep daha güzel günler için bir umut taşıdığımız için yaşamayı seçeriz çoğumuz. aslında en büyük silahımız ve en büyük zaafımız. herşeyi umut etmek, hayal kurmak, sürekli birşeylerin peşinde koşmak.
acı çekmenin o dayanılmaz tadını hepimiz çook seviyoruz. aşk acısı dediğimiz şey o kadar tatlı geliyor ki vazgeçemiyoruz. vazgeçtiğimiz an bilin ki yeni bir acı bulduğumuz için bırakmışızdır. tüm hayatımız boyunca aradığımız insanı bulmak için bir sürü insanın hayatına girip çıkıyoruz. 1500 odalı bir otelde aradığımız tek bir oda ama bu ilk oda da olabilir en üst kattaki de. bazen aramaktan vazgeçip bir odaya girer ve orda dinlenmek isteriz. belki de hiç çıkmayız ordan. hep aradığımız odanın hayaliyle başka bir odada kalırız. ben öyle değilim diye içten konuşabiliyorsanız. o zaman doğru odanızı bulmuşsunuzdur ya da kendinizi yalanınıza iyice inandırmışsınızdır :)
ama şu var ki ne kadar üzülsek de ağlasak da bir şekilde herşeyden uzaklaşsak da aslında herşeyin bittiği an. umudumuzun tükendiği andır. o zaman bir anlamı kalmıyor hayatın. hayatın amacı umut etmek değil ama yaşamamızda en büyük yardımcı. herkes umut eder bunda utanılacak birşey yok di mi ;)
hep o umutla yaşamak dileğiyle.. mutlu bir hafta diliyorum hepimize ;)

bana bir neden ver, hayatım senin olsun

geceleri eve dönüyorsam bu her zaman bana biraz üzüntü verir. neden bilmiyorum metroya veya otobüse bindikten sonra yapmak istediğim ilk iş kafamı cama yaslayıp yolu izlemek. etrafımdan gelip geçen hiç kimseyle tek kelime bile etmeden sadece yolu izlemek. geceleri caddelerde dolaşan insanlara bakmak neden insanı üzer? halbuki ben geceleri o sarı tonlu ışığa boyanmış sokaklarda, etrafı bir sürü renge boyayan cafeler ve barların sokaklarında yürümeye bayılırım. her yerde insanlar olur ve hepsi ayrı bir dünyada devam ederler yürümeye. ama ne zaman ki ben oturup da onlar yürümeye başladığında o zaman düşünmek istiyorum insanların iç dünyasını. görmek ve nasıl bir hayat yaşadıklarını öğrenmek istiyorum. yürürken resmin içindeyim. ama resmin dışına çıkıp da baktığımda herşey sadece düşünceye dönüşüyor.
bunun sebebi sanırım hayatımın hiçbir döneminde herşeyi bir süre de olsa tam yapamamış olmamdan ve her zaman duyduğum pişmanlıktan kaynaklanıyor. tüm gün eğlenceli bile geçse sonunda mutlaka tek kaldığım zamanlarda sebepsiz bir sıkıntıyla başbaşa kalırım geçmişte ne yapmış olabilirim ki bana bu kadar acı versin? hangi hata tüm hayatımı etkilemiş olabilir? hatırlamadığıma göre büyük bir hata değil sadece hayatımdan gelip geçmiş ve bugün görmek isteyip de göremediğim insanların hatıraları olmalı. ya da bi türlü tadını alamadığım hayat mı? hayattan şikayet ettiğim zamanlar kızıyorum kendime. ama yaptığım herşeyi acaba kendim istediğim için mi yoksa başkalarını mutlu etmek için mi yaptım?
hepimizin ortak sorunlarından biri bu aslında. yaşamın amacı sorusunu zaten bi türlü tam olarak içimize sinerek cevaplayamıyoruz orası zaten kesin ama bu yaşamı adadığımız insanlar mı olmalı yoksa bu süreyi kendimize mi ayırmalıyız? binlerce yıllık insan tarihinde benim 50-60 yıllık hayatımı düşünmek, kendimi önemsiz hissettiriyor. ama tarihin akışını tek başına değiştiren insanlar da var. ben geç kaldım herşeye başlamak için. farkında olmak için, dün sabahki ders için, seni seviyorum demek için, hatta blog yazmak için bile,.. yapıcam diyip de yarım bıraktığım işlerden başka bir hayat daha çıkardı. herşeye yetişilmez tabii ki. ama yaşamı düşününce herşeyi yapmak istiyorum. bugün hepimiz bir parça mutlu olacağımız anı bekliyoruz. gerçek mutluluğu arıyoruz. kimileri bunu kitaplarda, sayıların ve hesapların arasında, kimi bir topun peşinde, kimi bir mikrofonun arkasında, kimi başka bir insanda, kimi başka birçok insanda arıyor. ama umutsuzca arıyoruz. ne kadar güçlüyüz desek de içimizde hepimiz ümitsizliği taşıyoruz. tabii ben tamamen yanılıyor da olabilirim ya da kısmen yanılıyorumdur. ama düşünce üretmek ve bunları başkalarına anlatmak, sizin gibi başka insanları aramak bile mutlu olmaya çalışmanın ümitsizce çırpınışı. güzel şeyler ortaya çıkarmanın en iyi yolu kötü anılara sahip olmaktır. ama tüm bunların yanında aslında insanı farklı kılan en güzel şey hayalgücüdür. her zaman bir hayalimiz vardı değil mi bugüne kadar? yarın da olacak o hayaller. hatta şu an bile var. umudumuz zaten hep içimizde. umutsuzluğa kapıldığımız zamanlar. kendimizden kurtulmak isteriz. ölmek istemek ne kadar umutsuzca bir davranıştır. o anı yaşayana haklı gelir. belki de gerçekten haklıdır. ama sadece et ve kandan oluşmuyoruz ki. ne yazık ki istesek de kaçamayacağımız kendimiz ölsek bile peşimizden gelecektir. o yüzden kendimizle yaşamayı öğrenmek gerek sanırım. depremle yaşamayı öğrenmek gibi :)
bugünü yaşıyorsak hep bir dün olacak ama yarın olmayabilir. umut ise hep var. yaşamak güzel şey aslında :) ehehe.. intihara meyilli insanları geri döndürmeye çalışan psikologlar gibi hissettim bir an. herşeyi bir an unutup bir kahve molası verelim ;) yağmurun, karın tadını çıkaralım :) zaten hayatını akışına bırakalım. su zaten hep yatağını bulur ;) bazen durdurulamaz şekilde akar bazen de neredeyse kurur.. yağmurları bekleyelim ve şemsiyelerinizi hiç açmayın. bırakın da ıslanalım biraz :)