geçerken uğramak

eski benim yattığım odanın önünden geçerken, içeride ne değişmiş diye baktım kapıdan şu anda.. geçen onca zamanın ardından hep daha kötüye gittiğimi görmek içimi burktu lan.. bi sigara içeyim bari. sonra yatarım.

Final Sezonu

bişey olursa ben seni uyandırırım..

şimdi uyu biraz dinlenirsin. hem de yarın erken kalkarsın.

zaten yatıyosun şimdi kahve içme uykun kaçar.

daha vaktin var yaparsın. yaparsın bişey olmaz.

sonra konuşalım mı. şimdi hiç halim yok.. sonra konuşalım dedim.

haftaya gelicem o zamana kadar biraz kendimizi dinleyelim. sakin kafayla konuşalım.

sen gir.. ben geliyorum şimdi sigaram bitsin.

neyse.. bunları hiç konuşmayalım artık. artık konuşmanın da bir anlamı yok.

güzel bir gün için herşeyimi verirdim.. eskiden.

son bitane daha içip kalkıcam. sanırım.

veda

karanlıkta cehennemin başlangıç kıvılcımı edasıyla parladı çakmağı alevi.. zifiri karanlığın içinde tüm nefretiyle yanıyordu. ışığın içinde boğulduğu bu karanlık dünyada gölgeler, bitmiş suratımda dans ediyordu. kararlı bi şekilde tütüne kustu alevini. derin bir nefes bu ateşe körükle gitti. her nefes içimde ruhumla sevişiyor sonra da dumanla beraber dışarıya nefret ve şevkimi kusuyordu.
neden ve nasıl oldu, oluyor, olmakta gibi çok sıkıcı ama bütün hikayenin içtenliğini, boşluğunu, azmini, şevkini.. neyse pek de önemsiz artık çünkü karanlıkta çakamayan bir çakmak gibi bir anda kıvılcımlar saçıp sönüyor ya da söndü hayat enerjim. kaynağı hiç umursamadı akmaya çalışan ve bir şelaleden çağlar gibi akmak isteyen ufak su birikintisini. -çok düşük hatta en düşük seviye seviyesiz boş muhabbet olarak görülecek kadar çocukça konuşuyorum.- ama varlığından emin olmadığım tanrı biliyor ya en saf haliydi suyun.
kendim için tasarladığım mükemmel hapishanemin tüm kapıları açıldı bir anda. çıkışta beklediğini sandığım sevgilim yoktu. kurak bir çöle açıldı kapı. saçma bir oyun olan hayatta attığım zar en düşük geldi. diğer yandan ben artık özgürüm. tüm nefretimi harlayıp, patlayacak kadar kızgın bir kazanın cehennem alevine veriyorum. bir adım ötesi kapkaranlık bir dünya. bilinmezliğe her seferinde adım atmaktan hiç kaçmadım. bu sefer gözümü bile kırpmadan giriyorum.
geride eski kendimi bıraktım. en üzgün şeyleri bıraktım. arkama dahi bakmıyorum. nefretimin alevi yolumu aydınlatıyor. ben, kendimi bırakıyorum. en aydınlık yolu gitmek için ruhumu bile vereceğim eşimi tam arkamda, beni en uzakta tuttuğu yerinden, arkamı dönüp gidiyorum.
yalnızlıkla beraber gidiyorum. ve ben artık bittim. hayatımın 10 yılını doldurdum orada. başka bir zamanda biyerlerde belki.. sona geldim.
bitti.

bişey demeye çalışmakla aynı şey

belli bir yerde, gitmekte olduğunuz yolda bir an için kenara çekip yakındaki bir elektrik direğine ya da herhangi bir direğe belki de yakındaki bir yükseltiye hiç birşey bulamazsanız parmaklarınızın ucuna çıkıp geri baktığınızı düşünün... kişisel gelişim zırvalıklarından bahsetmiyorum. düşünün ya da düşün (tekil şahsa seslenmek her zaman daha kolaydır yalnıza hoşlandığınız ya da daha fazlası içinizi fena halde yakan biri olmadıkça yüzyüze mülakatları tercih ederim.)
şimdi ben düşünüyorum. belki de hayatımda ilk defa ciddi düşünüyorum. ciddi deyişimi her yöne çekebilirsin çünkü hepsini barındırıyor. normal bi zaman olsa birkaç kelime oyunu ve engelin etrafından dolaşmayla geçebilmeyi denerken şimdi bunları denemek aklımdan bile geçmiyor.
birbirinden alabildiğine bağımsız ve saçma cümleler topluluğuna ben düşüncelerim diyorum. tamamen rasyonel düşünce saplantısı olan zihnim ve buna tamamen zıt kutupta yaşayan bir kalbim aynı kanepede oturup birbirlerine hiç birşey söyleyemiyorlar.
kendi içerisinde oldukça coşkuyla -belki de olmaması gerekecek kadar coşkuyla- sağa sola koşturan duygu parçacıkları ile boğuşmaktan... pek sıkıldığımı söyleyemem ama oldukça yorucu oluyor.. gibi belki de.. ya da her birkaç kelimeden birkaçı mutlu-kötü-çarpıcı bir son senaryosu üzerinden çalışan zihnimin ve kalbimin yazarlarının bana bir sunduğu bir oyun. bir çok farklı belki de kendi içerisinde güzel oyun bir araya geldiğinde ortaya çıkan kaos yeni bir evren oluşturacak kadar yoğun ve enerji dolu.
neden bilmiyorum ama tüm bu karmaşa ile tanrısal bir bağ kuruyorum bazen kafamda ki varlığı ile yokluğu üzerinde şüphelerimden midir yoksa kendi boşluğum içerisinde patlayan kuantum parçacıklarının küçük zihnimdeki yansımaları ama bilmiyorum.
bilmemek beli öldürüyor sanırım. bir sigara daha içip yatmaya çalışmak en iyi seçenek. ki bugüne kadar gece beklediğim mucizelerin hiçbiri olmadı. son bi sigara içip yattım. ama işte anlatamadığım herhangi birşey değil istediğim. ki, anlatamamaya da devam edicem.
iyi geceler. iyi şanslar.

deleted scene

hızlı adımlarla arka sokaklarda belamı arıyorum. nerde olduğunu da bulamıyorum. karanlık. ıslak. zaten uzağı da göremem ben. şimdi daha da uzağı göremez haldeyim. eskiden olsa uzun saçlarımdan yüzüme az yağmur damlası düşerdi. artık dökülmüş kısa saçlarımın bi faydası yok. telefonu tekrar arıyorum. cevap yok. cevap yok. cevap yok.. içip içip eski sevgilisini arayan umutsuz insan gibi her bir arama cevapsız olarak yankılanıyor evrende. ki benim alışık olduğum bir durum. hayal kırıklıkları benim için sanki bir atasporu sanki bir genetik hastalık kadar içimde bir varlık. kadın olsam, bebeğim olsa bu kadar yakın olamazdık herhalde. metaforlar.. stop.

bir sonraki sokağı deneyeceğim. tarifine göre burası değilse orasıdır. köşeyi döndüğüm anda yüzyüze geliyoruz zaten. yüzü bir sürreal tablo gibi olmuştu. herşey birbirine girmiş. rimeller, saçlar, gözyaşları hepsi birbirine girmiş. salya sümük ağlamaya devam ederken, ben de ağlarken kendi halimi düşünüyordum. ne olursa olsun ben ağlamaktan hiç çekinmemiştim. insanları ağlatmaktansa kendim ağlarım daha iyi. konudan uzaklaştım. aslında yakın olsam ne olur ki. anlamsızca yaşadığım bir hayatım var benim. umrumda da değil artık. ne kaybedebilirim ki. en azından ben kaybetmiş olurum. başkalarının kayıplarını toplamaktan benim kadar sıkılan biri var mıdır acaba. bence hayatın en güzel kısmı öldüğümüz kısmı. alice harikalar diyarında!.. sonunda.

içkiden bazen nefret ediyorum. dindar değilim. olmam da. bence din de yalan. bunu yazarak eğer varsa diğer taraftaki şansımı kaybediyorum sanırım. başka hayatlarımız olacaksa orda da kaybederim ben. varlığımın bi anlamı var mı acaba diyorum. neyse ergenliğin lüzumu yok şu an. içip kendinden geçtiğinde en azından ben gelebildim. aslında böyle şanslı olmayı istiyorum. kendimi kaybettiğimde tutabilecek biri olsa. benim üstüme gazete serip öldü demelerinden korkuyorum. öldüğüm anı hatırlamazsam iyi mi kötü mü bilemedim şimdi.

yatağına kadar götürdüm. üstünü kuruladım. pijamalarını giydirdim. iyi geceler öpücüğü vermeden çıktım evden. ama çıkmadan mutfakta bi sigara içtim. muhtemelen iki günlük bi kadehi de bitirdim. her an sanki film karesi gibi.. zihnim o kadar garipsiyordu ki. yazmak istedim. söylemek istedim. ama her iki yeteneğim de hayli köreldi. kendi evime dönüp birşeyler izlemeye yetecek kadar gece vardı hala. sabah beni hatırlamaması en güzeliydi.

o kadar garip ki. hayatımın nasıl değiştiğini görmek. sokakta ıslanan pis paçoz kedileri gördüğümde ne kadar gözüm doluyor bilemezsin. kendimle karşılaşıyorum sokakta sanki. hepsini alıp eve götürmek istiyorum. her yazdığımı okudukça kendimden daha fazla nefret ediyorum.

çıkış koridoru

bazen o kadar çok bırakmak istiyorum ki.. bir kez denedim. ruhum o kadar sıkı tutundu ki bedenime, bırakmadı beni. karanlık bir tünelde ciğerleri patlarcasına koşup ışığa varmaya çalıştı.. ben aslında ne demek istediğimden de emin değilim şu an. gerisini yazamıyorum. bitti.

gerçek

vücudum hala sıcak, kalp atışlarım yavaşlıyor, bir dakika bile yeni geçmiş zihnimin ve bedenimin boşalmasının üzerinden, hala içimdeki o yanma, şehvet devam ediyor. sonra burun buruna geliyorum nefes alışverişlerimiz birbirine giriyor. o an duygularımız birbiriyle sevişiyor hala. birşeyler, kelimeler sessizlikte fısıldaşıyor hala. sonra hayattaki en huzur verici andır sevişme sonrası göğüsüne yaslanılması, sana bakan gözler, süzülen saçlar, terden ıslanmış vücutlar birbirine dokunur, irkilirsin. sonra bi an gelir. sigaranın çıtırtısı duyulur sadece. nefes alışverişlerin arasında, en sessiz anda hala ateşin yandığının sesidir. kalkıp duş aldığın temizlenip gittiğin bir fahişe odası değildir. herşey olduğu gibi kalır. sabah uyandığında herşeyin olduğu yerde olması bana gerçeklik hissi veriyordu. kahvaltıda geceden kalan tekiladan aldığın bir kaç yudum yeter. sonra da kahve. tek başına mutfakta kahve ve sigara içerken kapıdan sevgilinin girmesi kadar güzel ve içten bir kavuşma olamaz ki zaten. gerçeklik yok olabilir ama.. başka birinin karşısında aynı gerçeklik için yalanlar vardır bazen.. hiçbir zaman gerçekten aşkı bulamayacağını bilirsin. gerçekler bazen de acıtır.

ikilem

uyu-uyan, gez-eğlen, seviş-boşal, sev-ayrıl, öp-barış, aldat-özür dile, yat-kalk, iç-sarhoş ol, yaşa-öl.. öl-geber.. yoldan çık..

Off The Record - Part II

çok ilginç bişeydir. görürsün. yanında biri vardır. o gece sevişeceklerini bildiğin için ya sen de başka bir teselli ararsın. ya da aslında en iyisi yorganı kafana çekip uyumaya çalışırsın. sinirden ne yaptığını bilemediğin anları hatırlamayacağın için direkt geçiyorum o kısmı. ama ilk yapılan, bi sigara yakmaktır.

bi sigara yakarsın ve bakarsın..

Off The Record - Part I

beynimi yerinden söküyorlar sandım ilk anda.. gözlerimi açmaya çalışırken kendimi atlas gibi hissettim. tüm dünyayı sırtımda taşımaya çalışıyordum sanki. hepsinden zoru yüzümü yatağın diğer yanına çevirmekti. kiminle yüzleşeceğini bilmeden kafamı çevirmek zifiri karanlıkta tek başına dolaşmak kadar korkutucuydu. o anla yüzleşmek, nedensizce nefes almanın verdiği anlamsızlık.. aslında en zoru nefes almak da olabilirdi. ama  birkaç öksürükten sonra daha kolaylaştı nefes almak. bir an için göz göze geldiğimizde ne yaptığımızı biliyor gibiydik. sigara tüm bunlar içerisinde en çok gürültü çıkarandı. bir yanda kendi küllerine bürünürken, ben sessizce kendimi toparladım. dışarısının soğuğu beni kendime getirmekte hiç zaman kaybetmemişti. zamanın en anlamsızca aktığı gecelerden biriydi. ciğerlere dolan temiz hava zihnimi açtıkça, düşüncelerin hepsi yıkılan bir bendin üzerinden boşalan nehir gibi her hücreme giriyordu. bazen hayat farklı olabilirdi. henüz kim olduğunu bilmediğim bir mesih gelecek ve dünyamı kurtaracaktı. eve gidip yatağıma uzandığımda en son hatırladığım tanrı ile ilgili mırıldandığım düşüncelerdi. bir kez hayata dair anılarımı kapamıştım. evet artık her şey kayıt dışıydı. 

Yeraltından Notlar - Bölüm 1

yeraltından notlarım var. sevgili dostum dostoyevski'nin bana tavsiyesi. bir kez öldüm ben. sonra yeniden geldim. önceden bir amacım vardı. ya da bazen arabaların arkasından koşan köpek gibi amaçsızdım. geri dönerken eski sevgililerimin bana öğrettikleri herşeyi not etmem gerektiğini farkettim. şimdi her bar köşesinde elimde bir deftere yazıyorum geçmişin karanlığını kalemin karasıyla döküyorum kül ve alkol kokan sayfalara. eskiden bembeyaz ve dümdüz olsun isterdim sayfalar. şimdi en pis kağıdın bile bir değeri var gözümde. aslında asla beyaz bir sayfa açamayacağımı anladığım için sorun etmiyorum artık. ve.. ve sonrası pandoranın kutusunu aralamamla başladı..

live4it_limited edition

gelecekte kendime baktığımda geçmişte geçen bir gecenin üstünden 1 yıl geçmişti ve ben nefretle kavruluyordum diye göreceğim kendimi. daha önce öldüğüm günü hatırlayıp nedenini sorgulamayacağım. beni şekillendiren keski darbelerinden biriydi. bazen heykellerin de canı acır. bir vuruşta dağılır onca zaman, onca emek, onca anı.. her şey kırılır. taş parçalarını bir araya getiremezsin. getirmeye çalıştığında da o kırıklar, çatlakların izleri kalır. kopan parçalar belli olmasın diye küçültürsün, daha da ufalır kaybolursun.
bir melek heykeli yapmak için çıktığın yolda önünde bir moloz yığınıyla kalırsın. ağlasan, nefret etsen, bağırsan, çığlık atsan ne olacak ki? hayatta güzel hiçbir şeyin olamayacağını anladığını düşünsene bi.. düşün.. o zaman beni anlamaya başlayacaksın. karşılıksızca yaşadığını düşün hayatı, aşkı.. delirdiğini düşün.. yok olduğunu.. nefret.. o kadar salt ve katı ki.. nasıl da yumuşadığına inanamıyorsun.. kırdığını, öldürdüğünü düşündüğün nefret her seferinde orada duruyor. başını kuma gömmek, gözlerini kapamak olmadığını düşünmek de yetmiyor. her yerden fışkıran salt inançsızlık karşısında tanrı bile unutulur. anlamsızlaşır.
inandığın tanrının, gücünün yetmediğini görünce artık ona nasıl bağlı kalacaksın? senin inancın olmadığında onun tanrı olmaya devam edemeyeceğini de bilmiyor musun? insanların birbirine neler yapabileceğine bir sınır koymayan bir tanrıyı kabul etmenin ne anlamı var ki..
yok olsa daha iyiydi. varlığı silinen asla hatırlanmayan kadim krallıklarla beraber yerin dibinde, karanlıkta kaybolup gitseydi ya.. nefretin hükümranlığının asla bitmediği bir dünyada nasıl da varolabileceksin.. asla olmamış olmanı dileyenlerin dünyasında nasıl olur da devam edebilirsin.. burada böyle bir tanrıya gerek yok.. intikamın verdiği karşılığı alamamanın verdiği yoksunluğu hangi dünyanın hazineleriyle karşılayabilirsin ki..
söylesene.. karanlıkta tek başına geçen zamanlarında neler gördün anlatsana.. beni anlatsana..