Beni Benden Alanlar No.5

Mesela yattığım odada bir pencere olsun ve yattığım saat gece olsun. Buraya kadar herşey normal gibi sanki. Ama işte o pencere önünde perdelerin yetmezliğinden mi desem yoksa o perdelerin özensizce şaartt!.. diye çekilmesinden mi diyim boşluklar kalır ya. Bu boşluklardan mesela dışarısı hafif görünür, dışarıdan içeri ışık huzmeleri akın eder. Bunları gözümüze, burnumuza, ağzımıza filan gelmesinden dolayı uyuyamayız. Bunlara da tamam diyebilirim. (Aslında demem de esas konuya gelicem o yüzden kısa kesiyorum.) Bu pencereler eğer ki bir balkon kapısının penceresiyse, veya ne biliyim birinci kat penceresi veya olmadı 2. kat olsun hadi. O odada o aralık kapanmadıkça uyuyamam. Çünkü en derin korkularımda gecenin bir yarısı ordan bana bir cin, peri, öcü, hayalet, canlanan kukla bebek gibi birşeyin bakmasından o kadar korkuyorum ki. Aklım uçuyor bazen. ya orayı hiç görmeyecek bir yer olacak ya da orayı tuğla, beton birşeyle kapamalıyım. Hele ki bu yer pencere bir balkona da bakıyorsa gündüz de uyuyamıyorum. Bu lanet neden beni buldu allahım bana bunu mu reva gördün :) Bak yazarken farkettim ki penceremde öyle bir boşluk kalmış. Elim ayağım boşaldı birden yeminle birşey baktı lan!.. Deli değilim ben! :)

deneme

Böyle bacak bacak üstüne atarsınız da bi süre sonra ayağınız uyuşur. Onunla beraber bir karıncalanma hissi ki karıncalanmayı televizyon görüntüsü bozulduğunda da kullanıyoruz bunda da kullanıyoruz. Sonra karıncayı bile incitmeyen diyoruz. Buna günah filan diyoruz e bu kadar kötü durumlar için karıncalanma dersen ister istemez karınca antipatisi de doğar insan da değil mi? Karıncalar nerden çıktı şimdi ben konudan ne kadar saptım hiçbir fikrim de yok aslında. Ha ne diyordum. O karıncalanma hissi ayak uyuşması. İşte o anlar benim benden alındığım sisli dağların tepelerinde esir tutulduğum anlardır. Bir daha asla geçmeyecek gibi ya! Nasıl düzeleceğine dair bir fikrim yok bugüne kadar ki geçişleri ben şansa geçti. Hadi bu sefer de felç olmadım gibi batıl inançlar üzerine kurdum :)

Kulağa fısıldayan güzel bir kız kadar baştan çıkarıcı ve çekici ne vardır diye sorarım sizlere ey inananlar! ;p Aynı şey erkekler için de geçerli midir? Bence evet :) Bugüne kadar gördüm ki böyle bir inanca sahip olmakta hiçbir sakınca yok :)

415b3304f56af9325b51b1920f5

Kitapçıdan aldığım bir kitap eve gelirken yolda poşetin azizliğine uğrar da o güzelim el değmemiş, bükmeye kıyamadığım kapağı en olur olmaz yerinden kıvrık kalır ya. O izi bir ömür boyu taşır üstünde. Bundan daha büyük bir acı var mıdır? Ölü doğmuştur o kitap benim için. Okuyamam. Okusam da artık kabullenemem. Bekarete inanmıyorum ama kitaplar için aynı şey geçerli değil.. Bi kere kitap insanın en iyi dostu, diğeri sevgilisi. Ben olsam sevgiliyi seçerim orası ayrı da :) Anafikir bütünlüğünü bozmak da ayıp bazen.

Herhangi bir çöp kutusu, konteynır, kova, leğen, muhtelif çaplardaki variller gibi basket potası olarak hayal edilebilecek herşeye uzaktan birşey atıp soktuğumda sanki NBA kupasını türkiyeye kazandırmışçasına seviniyorum. o gerizekalıca yenilmezlik duygusu o kadar kaplıyor ki içimi. Çalışmaya ara veriyorum, dışarı çıkıp geziyorum, kendimi şımartıyorum. Günlerce kendime gelemiyorum. Atıştan önceki beni hor gören, tiksindirici ve bir rakun kadar savunmasız bulan bildiğin bir rockstar oluyorum. Bunları yazarken ben utanıyorum ;p

Daha önceki Beni Benden Alanlar için de buraya bakmanız yeterli.

Live 4 it! The beginning of the end..

kendini geliştirebilirsin, istediğin herşeyi yapabilirsin hayat senin, evren senin,.. vs. vs. gibi kişisel gelişimden dem vuran zavallı düşüncelerin bürüdüğü, ben herşeye tekrar dönücem hayatım süper olacak şeklinde düşünce bulutları ve nutukların hakim olduğu bir zaman değil.

end edited


kaybettiğin herşeyin değerini elindeyken öğrenemediğin zamanlar gibi. yağmurlu bir havada camdan dışarı bakıp üzülürken olduğun kadar düşünceli bir geri dönüş. aslında ben de seni seviyordum! gibi herşeyi geri almaya çalışan bir kucaklama. hayatta en sevdiklerini elinden alanla yüzleştiğindeki gibi nefret dolu. elinde yarım bir şişe ve izmarite dönmek üzere olan sigarayla görünebileceğin kadar cool ya da acınası. parasını almak için hadi bitir de gideyim diyen bir fahişe kadar da bıkkın. ama sadece bir anlık kıvılcımın peşinden pervasızca koşacak kadar da heyecan dolu. Live 4 it! unutulan herşeyi geri almak için hayata döndü. yalancı bir peygamber gibi boş vaatlerden kurtulup tanrıyı oynamanın o pis zevkiyle dolu.

İnternetin en güzel blogu olacak kadar iddialı :)

heyecanlı dakikalar

Birbirinden dehşetli maceralarla dolu hiç ölmemiş bir hayatın içinden geçerken ardı ardına gelen tamlamaların giderek takibi zorlaştırıp can sıkan durumlarının sona erdiğini duymak seni ne kadar mutlu ettiyse beni de bir o kadar mutlu etti. ben şunu anlatamadım ki anlayasın. sen diye hitap ederken seni çoğunda saplantılı eski bir sevgili sananların sayısını bilseydin ben de şaşırırdım inan. aslında sen derken okuyanı kastediyorum ben. bu cümleyi söylemek için aylardır bekliyordum önceki söyleyişimin hemen ardından başlayan bir bekleyişti ve yaşandı bitti. ohh.. artık hayatta her istediğimi yapabilirmişim gibi geliyor.

saplantılarım var belli belirsiz. sandığın kadar süper biri değilim. mükemmel biri olmam yetiyor bazen. geri kalan zamanları da zaten bunu fazlasıyla telafi edecek kadar şapşallık yaparak geçiriyorum. mesela neden çalışmıyorsun, şunu yapmıyorsun aylar oldu nerdesin gibi sebeplerin arkasında ya evde kitaplarımı düzenlemem gerekiyordu o iş bitmeden içim rahat etmezdi hep gözüm arkada kalırdı gibi tokat yememe sebepler oluyor. bi kere tokat yediğin kız olduğu sürece bir erkek için fazla problem olmasa gerek. olmasın da. olur olmaz o sana kalmış.

bütün sorunlarımı atlattım. lan ben bile inanamıyorum. aslında haftaya belli olsa o zaman atlatmış oluyorum ama o zamana kadar süpersonik hazırlıklarım devam etmeli ki zirveden giriş yapayım. o kadar heyecan doluyum ki bugün uyudum o yüzden. mutlu olunca uyumak çok güzel. uyanabiliyorsun presto! diye.

ben bu işi yapmak istiyorum. bir sürü şey var. sırıtmaktan kaliteli yazının dışına taşalı çok oldu sen de farketmişsindir zaten. havada zehirli partiküllerin uçuştuğu bir yerde gökkuşağı görüyorum neredeyse. polianna (doğrusu bu değil tdk'ya filan bakmak lazım) beni görseydi evlenmek isterdi şu an. her yeni başlayan macera.. heycan dolu çilek kokar.. diye şarkının özü sözü bir anafikrinden ayrı ama hayat dolu. süperim şu an!..

uyanık kalmak

tekrar doğruldum. sırtımı duvara yasladım. yasladığım anda duvardan vücuduma akın eden soğuk hissinin güzelliği sadece bir anlıktı. sonrasında rahatsızlık veren sertliğe de alışıp alışmamayı hiç düşünmedim. aldığım hiçbir soluk yetmiyordu. yaslandığım yerde rahat olduğumu ancak pencereyi açmak için yerimi terkettiğimde anladım. düzensiz solukların arasında garip sesler ve lanet olsunlar çıkıyordu ağzımdan. bir de şu şarkı. deli edercesine durmadan tekrar tekrar başlayıp bitiyordu. pencereyi açamayacağımı anladığımda kendimi kurtarmak için elimi attığım ilk yerde birşeyleri düşürmüştüm ama ne olduğu umrumda bile değildi. tekrar derin bir nefes.. ve perdelerin arkasına saklanan pencereyi sonunda buldum. açtığımda içeri dolan serin havanın içinde boğulmak istiyordum o an. şarkı ise hala devam ediyordu.

geçen zamanı 1 saniye az yaşıyordum. herkesten 1 saniye az. 59 saniye ve sonra herşey tekrar baştan. bu kadar başım ağrımıyor olsaydı aklımı kaçırdığımı sanacaktım. gücüm ayakta durmaya zar zor yetiyordu. soğuk mermere ellerimi dayadığımda aşağı düşsem hiç üzülmeyecektim bu eziyet ne kadar çabuk biterse o kadar iyiydi. soluklarım yetmemeye devam ediyordu. aldığım nefeslerin arasında boğulup gidecektim neredeyse. karanlığın içinde, içimi dışıma çıkarmak için defalarca gidip geldiğim tuvalette oturup kalmak daha mı iyiydi diye düşünüyordum bir ara. sonra unutup gittim.

boğazımdaki pis tadı atmak için saatler öncesinden kalan yarım fincandan defalarca aldığım yudumlarda. başımı ağrıtan çok kafein miydi acaba? bırakıcam bunu da artık diye kendi kendime konuşuyordum. sonra bence azaltsam daha iyi hem çok yoğun bir dönem var nasıl olur kahvesiz. yok yok olmaz. aslında düşünüyorum da ne zaman az yoğun olduğum bir dönem oldu ki. dönem diye birşey yok ortada. az ya da çok yoğun değil. çok uzun sadece. geçmeyen saatler arasında karanlıkta kaybolup gidiyordum. kimseyi kaldırmak istemiyordum ama giderek bulantıların ağrıların arasında kendimi daha da güçsüz buluyordum. saçma konuşmalar yapıyordum kendimle. aklım başımdayken düşünmediğim herşey sanki başka zaman bulamamış gibi başıma üşüşmüştü. garip düşünceler, hatıralar, görüntüler..

soğuk banyo karoları kıyafetlerimin içinden tenime ulaşmayı başarmışlardı. uzak bir yerlerden gelen ışık etrafı zar zor aydınlatırken birden çakmağın alevi gölgeleri uyandırdı. sonrasında tekrar inine geri dönen alevden bir şeytan gibiydi. yerini sigaranın ucundaki küçük ucube yardımcısı almıştı. işe yaramaz ucubenin hiç gücü yoktu ama dumanı şatafatlı bir ilüzyondu. titreyen elimle her seferinde dudaklarımla buluşan sigara beni öldüren aşkım gibi dudaklarımı yakıyordu. hiçbirine değmezdi dercesine içime işleyip sonra beni terkeden duman uzaklarda kendi dünyasında beni ezip gittikten sonra yoluna devam ediyordu. aynısı ise yapan insana o an kızıyordum. saçma düşüncelerle beni boğuyordu. bu kocaman bir haksızlık diyip yanan ucubeyi kendi cehennemine yolladım üzerine sifonu çektiğimde herşey boktan zaten hayatta bu neden olmasın diye salak kendime özlü sözler sarfetmeye çalışıyordum.

15 dakika uyuyabilmiştim ama o zaman gördüğüm rüyaların içinde günlerce yaşamışım gibi geliyordu.

suyla kendimi bulmaya çalıştım ama olmuyordu. yukarıdan üstüme yağan su damlaları yardıma koşarcasına vucüduma yayılırken etkisizliklerine üzülüyorlar mıydı acaba.. artık sadece ellerim değil tüm vücudum titriyordu. tekrar giyinip yatağa döndüğümde herşey düzelmiş olarak uyanacağımı hayal ettim. ama saatlerdir devam ediyordu şarkı. o devam ettikçe ben iyi olamayacaktım sanki. halbuki ben bunu çölde giderken dinleyeceğim diye hayal ediyordum. gökyüzünü benden alamazsın ya.. nakaratıyla uzakların tadını çıkaracaktım. karanlıkta acaba gökyüzü beni mi alsın daha iyi diye düşüncesi saçmalıkların sadece bir tanesiydi. ya da beni ayakta tutan bu muydu. bu gibi anlarda süper mantıklı şeyler düşünebiliyordum.

kanser ağrısı en kötü ağrıdır diyordu birkaç akşam önce bir doktor arkadaşım. bundan daha kötüsü olacaksa ben en iyi sigarayı filan da bırakayım.. evet, evet.. sabah ilk işim bu olabilir. sabah.. zaten gün aydınlanıyordu. sabah ezanının ürpetisi sarıyordu her yeri. beni bununla korkutamazsın dedim..

odaya girip ışığı yaktım. beni hastaneye götürmelisiniz dedim. sonrasında gidiş-dönüş, saçma hastane koşturmacasının ardında tekrar yatağa uzandığımda yastık sanki hoşgeldin der gibi sarılıyordu bana. beni özlemiş sevgilim gibi sarıldı. sonra huzurluyduk sanki. uyandığımda bir daha böyle olmayacak diye söz vericem kendime ama sonra yapmayacağım biliyorum. bir başka gece tekrar görüşeceğiz diyip uyurken. şarkı son kez bitti..

Live 4 it! Haftanın Klibi



Yaz bitiyor bugün. melankolik, romantik, yeni başlangıçların çokça yaşandığı eylül geliyor. Kocaman bir yaz geride kaldı. Her seferinde daha mı hızlı geçiyor anlamıyorum. Bu gerçek hayat mı yoksa herşey artık fanteziye mi kaçmaya başladı. Daha önce hayır dediklerimize şimdi onsuz asla diyoruz. Çok eğlenceli geçiyor hayat. Benden duymana şaşırdığını biliyorum ama hergün çok güzel. Tadını çıkarırken, oradan çok uzaklardaki düşüncelerden kurtulamıyorsun çoğu zaman orası ayrı olabilir. Neyse yaz bitiyor ve çok çok önemli zamanlar geldi. Live 4 it! Haftanın Klibi'nde Queen - Bohemian Rhapsody ile bizlerle. Onlardan ve bu şarkıdan daha iyisi aklıma gelmiyor.

Çok ilginç olacağına dair söz veriyorum. Gerisinde şarkıyla başbaşa bırakıyorum. İyi haftalar..

Eski Defterler

ben ne zaman herşeyi düzene koyuyorum artık desem. sonraki 3 ila 8 dakika arasındaki zamanda mutlaka birşey oluyor. hadi ilk anı kurtardım desem. o gün cehennemin kapıları açılıyor istediğim hiçbirşeyi yapamamam için herkes seferber oluyor. İşler ters gidebilme kapasitesini 3'e katlıyor. beni hayattan soğutana kadar herşey birbirini ardına geliyor. sonunda olan sahne. ya ben oynamıyorum artık dediğim sigara içer halde yatakta tavana bakarken son buluyor. allahım benden ne istiyorsun inan bana bilmiyorum. inan bana artık. herşeyi bir kenara bırakırsak geçen yıldan kalan bir defter buldum. edirnede olan herşey yazıyordu içinde. proje ile ilgili insanların telefon numaraları, geçtiğimiz tarlaların, yolların krokileri, can sıkıntısının her anını yansıtan saniyelerin yerini almış kelimeler -mutluluktan ve umuttan da bahsediyordu bazıları-, şirket hattı yüzünden kaybolmasın diye kenara yazılmış sevdiğim insanların numaraları da vardı. otel odasında geçirdiğim sıkıcı gecelerde yanımda olan insanların. kahve izleri vardı içinde. benimle uzak diyarlarda 2 ay orada yazıyordu.
o zamanlar yeniden biraraya geldiğimiz eski sevgilimin daha hiçbirşey yokken benim için ankarayı bir uçtan diğer uca geçmesi benim için harcadığı günü, hayatımın soundtrack'i olsa nasıl olur diye herbiri ayrı bir zamanı anlatan şarkı listesi de yapıyordum o gün. bazen boş düzlüklerin uzandığı manzara önünde oturup geleceğimi kurardım, ayçiçeklerin içinde kaybolup belirsizliğe doğru yolalmak hoşuma giderdi. rüzgar düzlükleri okşarken benim içimden de geçerdi. sena ve ben.. nasıl olacaktı? nereye gidecektik beraber?... 2. kez yapabilir miydik?... Sevgimden çok eminken çekip gider miydi tekrar? devam eden hayatın içinde sadece bunlar vardı. yazdığım kelimelerin her birinin içinde bunun gibi bir sürü soru yatıyordu.
köşeye bir yere yazdığım karalamayı okurken gülümsedim.
-gece kazısı 21:00'de kaçak olucak. bu gece jandarmadayız
-proje tehlikede
-işler duruyor
-soundtrack yapılacak
-sena'yı ara mutlu ol :)
-iş için ankara'ya tekrar gidilmesi gerek nasıl?
-blog için yeni tema
-sena'yı ara :)
-istanbul'a dönüş. legendary comeback!
-everything is gonna be allright
-sena sena sena miss you less see you more :) (bunları nasıl yazdım bilmiyorum, çocuk oluyorum bazen)
-jack daniels alınacak.
-kissess&cigarettes
neden böyle kopuk kopuk yazdığımın farkında değilim, aslında bazılarını hatırlamıyorum bile. defterin yapraklarını tek tek çevirdim, hepsini okudum.
sonra defteri çöpe attım.
geride hiçbirşey bırakmamak bazen en iyisi sanırım.
ben bir de şunu yazmıştım o zaman sanırım tarih sadece kendini tekrar ediyor başka da bir olayı yok. inanmıyorum da zaten hiçbirşeye artık. cehennemin kapıları ve kaynar sular kimin içinmiş görücez. ona da inanmıyorum aslında. herşeyi bir kenara bırakıp yazdığım yazı ile bitireyim o zaman.

İyi, kötü.. öyle birşey gibi

Hep birinin bana sahip olmasını istedim ama sıkıldığımızda bir kenara attığımız oyuncaklardan biri olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Aslında hepsini ben hesapladım demiştim ama hata payının bu kadar çok olacağını da düşünmemiştim. Aslında aşkta düşünceye yer yok derken en büyük hatayı burada yaptığımı farkedeli de çok olmuyor. Aşık olmak için görmezden geldiklerim, gördüklerimin yanında ne kadar da fazlaymış. Yakında hava kararacak. Güneş batmadan evde olabilseydim keşke.. Ama evde olabilseydim bitmeyen maceranın ortasında nasıl kalacaktım ki? "Never ending story" gibi birşey bu. Tam da böyle rüzgarda savrulur gibi hem de.

Benim Ben No.6

powerpuff girls'ü seven, tanıyan, isimlerini ezbere sayan kız, benim gözümde etrafında ışık halesiyle görünür. taparım ben. istese hemen evlenirim bile. ama kek yapabiliyor olması şartı da var tabii ki. bi de birşey daha vardı çok olmasını istediğim ama onu unuttum bi türlü hatırlayamıyorum. onu hatırlayana kadar da kimseyle evlenmeyeceğim. hayatımın, rüyalarımın kızı olup olmadığını nasıl bilebilirim yoksa. değil mi? değil aslında ama öyle diyelim.

hayata dair birçok fikir verebilirim. aforizmalarla aklınızı karıştırıp sonrasında "sen delisin be!" demenize sebep olabileceğim gibi "eroy ben sana aşık oldum galiba" demenize de sebep olabilirim ama en kötüsü cevapsız bırakılan aramalarım. ben senden hoşlanmıyorum bebeğim bi dahaki sefere demek bu kadar zor olmamalı. her kızla sevgili olunmaz ki canım ;)

eskiden çok yaptığınız, artık yapmaz olduğunuz ve yaptığınız günleri özlediğiniz 3 şey nedir? çok merak ediyorum. yorum yazmaktan çekiniyorsanız bana mail de atabilirsiniz. bozkurteray@gmail.com beni merakta komayın. kimseye söylemiycem söz. isimsiz olarak yayınlıycam. istatistik çalışması.

bir kız eğer her kızdığında sevgilisini tırnaklarsa tabii ki evde kalır. erkekler hakkında konuşmuyorum. ne bileyim sevmiyorum erkekleri. rakip gibi görüyorum ;p beş tane sıkı dostum olsun geri kalan tüm erkekleri dünyadan silebiliriz ki rekabet etmeyi sevmeme rağmen üşenmekten zor nefes alıyorum bile denebilir bazen. ben çünkü amazon ülkesine kral olmak istiyorum. tek eşli yaşarım ben orda (kimi kandırıyorum ben de bilmiyorum ;p)

- eroy, yeni gördüm bunu feysbukta arkadaş atmış "sevdim de ne oldu efes pilsen zengin oldu" diye bi grup varmış hihi.. komik geldi bana
- ben de seni seviyorum.

kitap yazıyorum ben. bunu dedim mi bilmiyorum. çok acayip, hiç bilmediğim bir konuda. ilk defa mühendis gibi çalışmak zorundayım ki bunun düşüncesi bile beni yoruyor şu an. beni para kazanmak bırakan tüm herkese teşekkürlerimi sunuyorum. ne güzel evde oturucaktım ben.

Live 4 it! blogunu ne kadar geniş kitlelere yayarsanız beni o kadar mutlu edersiniz. evden çıkamayağım sabahlara kadar çalışacağım günlerde bana arkadaşlık edersiniz.

kahve içmeye çıkarım canım dışarı o kadar da değil.

Küba'ya yerleştiğimde çok güzel olacak herşey. bigün bu olacak hayaliyle yaşamak güzel :) ufak bir elektrikçi açıp dükkan önünde tüm gün kocaman bir puro ve esnaf arkadaşlarla tavla başında sohbet ederek yaşlanıcam ben..

Live 4 it! Haftanın Klibi



kişiliğinin ister istemez bir parçası olmuş bir şekilde paketten çıkartılan sigaranın yine eski günlerden kalan bir çakmakla ateşe verilmesi sanki bir ayin gibi bu anlarda. herşey değişir evet. bu da değişecektir birgün. çok fazla felsefeye girmeye de gerek yok çünkü ne sarhoşum ne de birini etkilemeye çalışıyorum şu an. olabildiğince basit olsun herşey. o zaman daha kolay oluyor değişim. daha acısız. eğlenceli kısmı da yok değil aslında.

özcan deniz kısmını atalım çünkü hayatta sevmediğim bi milyon şeyin ilk sıralarında geliyor. sebebini bilmiyorum ama öyle. ama pamela.. bitmeyen bir sevgim var ona karşı. ilk kez ankara'da biryerde çıktığı için ben hep ankaralı diye hatırlıyorum (ki değil ama benim için öyle banane, sanane ve en nihayetinde hepimizene). boş yere ağlama kalbini bağlama ankara kızlarına mı desem kendi kendime. ki ankarayı severim. tekrardan kalbim atar şekilde gidecek miyim acaba birgün..

Pamela-Fuat (Özcan Deniz'i saymıyorum bile çünkü ilk dinlediğimde onun da olacağını yeminle bilmiyordum.neyse) - Herşey Değişir ile bizlerle. Aslında ben bu şarkıyı ilk dinlediğimde 19 Temmuz'u kutluyordum. Çok ilginç birgün gerçekten.

Rock'n Coke'a gidişimi ilk planlarkenki benle o gün orda duran ben değişmişti. Yanımızda olacaklarla o gün olanlar da değişmişti tabii ki. O günü nasıl kutlayacaktık ki nasıl geçirdik herşey değişmişti. Bu şarkıyı ilk kez dinlerken orada olan eroy olmak istemezdiniz eminim ama çarklar dönüp beni buna getirmişti. Tanrım benimle böyle oynuyorsun ya elbet birgün ölücem o zaman hesaplaşacağız :) konuşmamızı tüm eski sevgililerimle görüşmekten bile daha çok iple çekiyorum. Aslında o ana bakınca bana tokat gibi ders veriyorsun ya ben anlamak istemiyorum. Ben yüce bir varlık değilim, bilgeliğimin, yeteneklerimin sınırları var.

Birkez daha tebrik ediyorum ki ders güzeldi. O an çalan müzik, yanımda arkadaşlarımızın sevgili olalım diye buluşturduğun kız, aslında bu konuda biraz hayalkırıklığına uğradım ama neyse beni en çok etkileyen kadın pamela ordaydı ya vereceği her ders güzeldi. Hayal değil mi mutlu olmak? Hadi canım sen de.. Ona bir şans tanıyınca. Hayat mutluluğu herkese verir. 3 öğün yemek 5 öğün dayak gibi bir rutinle bazen.

Ben aslında burada duymuştum (Bulduğum en güzel görüntü bu ne yazık ki HD yayına geçemedim henüz. Neyse en azından biri televizyondan da olsa çekmiş sağolsun varolsun. Bir de özcan yok orda dikkatinizi çekerim tekrar ;p).

Çalan müzikle kendimi pamelaya adama hissi, hiç tanımadığım biriyle elele tutuşup aralarından geçtiğimiz insanların arasından tüm engelleri aşıp durduğum güzel yerde müzikle mutlu olmak, kimse ile sonrasının olmasını istemediğini anlamak, hepimize yeter mutluluk. Benim için hayaldi ama. Benim elinden tutup omzumda konseri izlemek istediğim insan pamela'nın diyarlarında uzaklardaydı.

Ben hala o andan almam gereken dersi almadığım için telefona sarılmadım değil. Şarkı sözlerini anlamamışım hala. Gerçi herşeyi bir kenara bırakırsam güzel birgündü sadece aşk hayatı adına kötü birgün. Yoksa eğlenmek dersen her anın tadını çıkarıyorum ben hala :) Linkinpark'ı görmek güzeldi ama ben Cartel için gittim :)

Basit basit basit.. Aklımı başıma alıcam söz. Benim henüz tanışmadığım bir sevgilim var oralarda bir yerlerde şu an. Hadi gidelim mutluluğa.. Ya da lütfen sen gel ben burdayım söz :)

Tatlı sözleriyle mutlu olun. Ben her sözün farkındayım ve söylüyorum içten içe. Hepsini okuyan herkese söylüyorum aslında. Ben yazarken farkında olduğum hayat derslerini düşünürken size iyi bir hafta diliyorum. Yarın görüşürüz.. (Bu kez söz ;) ).

Live 4 it! Haftanın Klibi


Live 4 it! Haftanın Klibi'nde The Cardigans - My Favourite Game ile bizlerle.. Uzun bir aranın ardından aralıksız bir Live 4 it!...

Yarışı da geride bıraktıktan sonra tekrar eve döndüm ve sonunda birkaç günü yalnız geçirme fırsatım oldu. Bunu da insanların arasına karışıp, birazını da uyumakla geçirdim. Herşeye yeniden yeniden ve yine yeniden başlamak için güzel bir zaman.

Bir kez daha en sevdiğim şeyde başarısız olmak mı yoksa bundan aldığım zevkle vakit geçirirken aklımın başıma dank! diye çarpması mı bilmiyorum. Ama şimdi iyiyim :) çok güzel bir hayatım var ve mutsuzum ama iyiyim. Güzel çünkü.

Her seferinde yeniden başlamaya pek alışkınken şimdi biraz daha farklı kuralların geçerliliğinde gidiyor herşey. Ne aradığımı neyi istediğimi biliyorum. Sağa sola çarpa çarpa gittiğim yolların hepsinin sonunda biryerlere tosladım. Kaybetmek mi hoşuma gidiyor yoksa ya kazanırsam ümidi ile körükörüne koşmak mı tartışılır. Ama yaptıklarımın çok azı bir yerlere varırken ben hala bir yerlere toslamamışım gibi yoluma devam ediyorum. Kaybettikçe daha da güçlenip, çarptıkça daha da hızlanıyorum. Daha da kendimi kaybedip, kendimi daha iyi tanıyorum. Hepsinin sonunda ise ben bundan zevk alıyorum. Şimdi bunu nasıl kullanacağımı biliyorum. Yeni kartlarımla yeni bir oyun. Hehehe :) cidden pis bir gülümseme ile hayatın zevkini çıkarıyorum. Ama mutsuzum. Eksiğim çünkü. Sevişmekten mutlu olmamak gibi. Eureka! Kendimi buluyorum bazen.

Ne olursa olsun sonunda bunu yapacak gücü buluyorsun. Pardon.. Sen bulamazsın ben sana nasıl bulacağını gösterdim aslında. Belki bulabilirsin. Bilmiyorum. Pek de umursamıyorum. Umursadıkça daha da acınıyorum. Ne diyeceğim hakkında bi fikrim yok. Böyle durumlarda en güzeli aklına gelen herşeyi söylemek aslında sonradan pişmanlıkla söylediklerini açıklamak daha zevkli. Başta düşünerek geçireceğim süreyi sonra kendimi açıklayıp olanları düzeltmeye çalışmakla geçirmek daha maceralı oluyor. O yüzden kaybediyorum ya. Bu yüzden zevk alıyorum kendimden. Yine kendimi kaybedip sonra bulunca mutlu oluyorum. Dayanılmaz zevkli bir kısır döngüde yaşamak mutlu ediyor kısa kısa. Ne yapacağımı biliyorum ben. Büyüdüm de geldim yeniden. Her yıl bu zamanlarda büyüyüp, geri kalan zamanı kendimi yiyip bitirmeye adadım.

Küba'ya gitmeden önce yapacağım son şey olan çölü arabayla gidip motorsikletle dönmek. Burdaki gibi sıcak başıma vurmazsa kendimi kaybetmezsem geri kalan zamanımı mutlu geçireceğim gibi bir his var ama bakalım. Yarın görüşürüz..

Live 4 it! Haftanın Klibi


Herşey birbirine girdi. geceler gündüzler. zamandan bağımsız biryerde yaşıyorum. ayak uydurmak güç aslında. şimdi yarış zamanı. bugün izmir'e gidiyorum. haftaya pazar günkü finale kadar izmir'de 3 yıldır peşinde takıldığım arabaların arasında en büyük eğlencemin içine dalıyorum. haftalar oldu herşey birbirine karışalı. şimdi yarışmak istiyorum. uzun zamandır bunu istiyorum. her seferinde de devam edecek.. görüşeceğiz.. seviyorum herkesi aslında göründüğüm kadar uzak değilim.

Beni Benden Alanlar No.4

bi kere sadece küçük harflerle yazmak beni o kadar mutlu ediyor ki sanki sevgilimle, arkadaşımla konuşuyormuşçasına samimi geliyor. her cümlenin ilk harfi büyük yazılır, özel isimlere de aynı ayrıcalığı hatta bu da yetmiyormuş gibi kesme işareti hizmetini sunuyorsun yok canım daha neler artık bi yerden sonra. ne kadar özel bir isim olabilir ki bu kadar hizmet görsün. bir de tabii noktalıvirgül var ki.. ya anlatmak istiyorum ama başıma ağrılar girer gibi oluyor. o benden benden ondan uzak duruyoruz. kötü ayrılmış bir çift gibiyiz. bi de ayrılığın iyisi kötüsü olmaz ki.

gecenin en sessiz anında yatağa giriyorum ya işte o sessizlikte mutlu oluyorum. gün bitmiş oluyor. bir sonraki güne sayılı saatler kala ben bir öncekini düşünüyorum bugün ne yaptım diye. hep birşeyler eksik gibi yetmemiş zaman da kalmış öylece. değiştiremeyeceğimiz geçmiş üstüne ne diye düşünüyorsam artık. ama ders almak önemli aslında da işime gelmiyor. yorulmak çok yorucu ve zahmetli değil mi.

en ufak birşeyi yapmış olmak ne biliyim. yolda bi böceğin üstüne başarılı bir basış olabilir, tabağı kırmadan bir rafa koyabilmiş olmak olabilir, en sevdiğim grubu veyahut şarkıcıyı dinlemiş olmak olabilir, dışarıda güzel bir gece,.. vs. bi sürü şey önemli olan yapmak istediğimi yapmış olmak beni ne kadar mutlu ediyor anlatamam. kalsın böyle olduğunu bilin yeter.

bir karar vermeden önce, birşeyi düşündükten sonra ya da canım istediğinde ama gerçekten canım istediğinde yakılan bir sigara ömrüme ömür katıyor sanki.

sırf güzel bir kalemim oldu diye artık daha sorumluluk sahibi bir insan oldum sanki birden. 2 gündür kendimi aştım. bi kalem lan alt tarafı. ama hiç düşünmediğim zamanda, sevdiğim bir arkadaşımdan beklenmedik bir hediye, uzak çok uzak bir galaksiden gelen alt tarafı bir kalem. düşünüldüğümü bilmek mutlu etti sanırım. zaten beni seven kaç kişi kaldı ki diye düşünürken.

oturduğum yerden çöp kutusuna soktuğum her başarılı atış benim için dünya hakimiyeti kadar önemli birşey aslında.

her yıl 19 temmuz benim için önemli birgün. fenerbahçeliler günü olmasının dışında. çok şey yaşanıyor o gün. yarın yeni bir 19 temmuz..

Live 4 it! Haftanın Klibi



Öncelikle felsefemiz "bugüne kadar yaptığımız herşey yanlıştı." olmalı. geçen haftanın üstüne artık güzel olacak. Kalıp neler olacağını görmek daha eğlenceli olacak. Son zamanların en eğlenceli haftası geçti aslında. Görmem gereken herşeyi gördüm. Filmin hareketli müzik eşliğindeki güzel bölümleri başlıyor. Asla bitmeyen aynı eski hikayelerden başka birşey. Ya ben herkesten farklıysam? Denemeye değecek...