çanakkale
çanakkale ile ilgili ne yazsam orada kendini feda etmiş insanlara olan minnettarlığımı yeterince ifade etmiş olamam. tüm askerleri şehit olan 57. alaydan mı, yoksa askerlerin kanlarından dolayı kıpkırmızı olan ve " kanlı sırt " adı verilen yerden mi? yoksa 3 saat boyunca 4000 top mermisinin cehennemi bile aratmayan ateşinin altında sağ kalmayı başaran ve binlerce askere göğüs geren 63 askerden mi? belki de yaralı halde geride kalan askerlerimizi tahta bir klübeye sokup klübeyi yakan ingiliz askerleri anlatmalıyım. biraz da bu olayı görüp de fotoğraf makinesini yere fırlatan ve " bu kadar da olmaz " diye tepki gösteren ingiliz gazeteciden de bahsetmeliyim.
tüm askerleri şehit olan 57. alaydan ve bunun anlaşıldığı törendeki sessizlikten ve sancağına takılan madalyadan, bugün onlara saygıdan dolayı 57. alayın olmadığını öğrenince içim burkuldu. onlar için vatan kelimesi aile, sevgili, yaşam,.. kelimelerinin önünde geliyordu. bu yüzden şam' dan, halep' ten, kars' tan, diyarbakır' dan, edirne' den, izmir' den, yurdun heryerinden insanlar koşup gelmişler bir bayrak altında savaşmışlar. öleceğini bilmek ve buna rağmen hiç korkmadan ileri atılmak. bunu yapanlara gereken değeri veriyor muyuz ve yaptıkları bu fedakarlığın nedeninibiliyor muyuz? birgün tekrar fedakarlık gerektiğinde herşeyimizi feda edebilecek miyiz? bunu kendimize sormalıyız.
öyle ki savaştan 15 yıl sonra yabancılar kendi anıtlarını tamamlamışken biz bugün bile hala tamamlayamamışız. en önemli anıtımızı yapan insan yarıda bırakıp kaçmış, ancak halktan toplanan para ile yapılabilmiş. ama bu da o önemli anıtta hepimizin bir parça katkısı olduğunu gösteriyor. tıpkı çanakkale' de yurdun heryerinden birkaç insan şehit olduğu gibi o anıtta da yurdun heryerinden bir tane tuğla var.
Pazar, Nisan 30, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
tatil bitti
evet bugün pazar olduğuna göre, kendime ayırdığım 5 günlük tatil sona erdi demektir. ee bu süre içinde yazı da yazmayarak blogumu boşladım, kusura bakmasın artık ama bazen öyle durumların içine giriyor ki insan ancak çıktıktan sonra aslında öyle bir duruma girdiğini anlıyor. neyse artık önemli olan burda bunu anlamış olmam. ya bir insan yazı yazarken nasıl gözüne birşey kaçar yav? göremiyorum, tek gözle yazıyorum. bu kadar aradan sonra dönüş yazım böyle olmamalıydı. ben yüzümü yıkayıp gelicem.. :)
Pazar, Nisan 30, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
hit the road eroy! yanlış anlanır da bu kadar mı anlanır?
çok sevdiğim bir şarkı vardı marilyn monroe diye. sözlerini bilmiyordum sadece melodisi aklımdaydı neşeli olduğum zamanlarda parmak şıklatarak söylerdim.
şimdi buraya kadar herşey normal gibi gözüküyor. ama bu şarkının ismi "hit the road jack" ve no more no more dediği kısımları ben marilyn monroe anlamışım yıllardır :) yav işte gerizekalılık bazen diz boyu oluyor :P arkadaşımda kalırken aklıma geldi bu şarkının özü nedir diye? meğer hit the road jack' miş :) yani şimdi ray charles bunu göreydi bana bela okumaz mıydı? ben ray charles olsaydım bana derdim ööle bişeyler :P neyse olay tatlıya bağlandı. ray' le barıştık :P iki gündür kulağımda yer etti. ee böyle güzel bir şarkının sözlerini de vermemek ayıp olurdu.
( parantez içindeki kısımları koro gibi bir topluluk söylüyor. ) parantezsiz kısımlar ray' e ait.
hit the road jack
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
What you say?
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
Woah Woman, oh woman, don't treat me so mean,
You're the meanest old woman that I've ever seen.
I guess if you said so
I'd have to pack my things and go. (That's right)
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
What you say?
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
Now baby, listen baby, don't ya treat me this-a way
Cause I'll be back on my feet some day.
(Don't care if you do 'cause it's understood)
(you ain't got no money you just ain't no good.)
Well, I guess if you say so
I'd have to pack my things and go. (That's right)
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
What you say?
(Hit the road Jack and don't you come back no more, no more, no more, no more.)
(Hit the road Jack and don't you come back no more.)
Well
(don't you come back no more.)
Uh, what you say?
(don't you come back no more.)
I didn't understand you
(don't you come back no more.)
You can't mean that
(don't you come back no more.)
Oh, now baby, please
(don't you come back no more.)
What you tryin' to do to me?
(don't you come back no more.)
Oh, don't treat me like that
(don't you come back no more.)
Perşembe, Nisan 27, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
deplasman
ah ben bunu yazarken çektiğim baş ağrısı anlatmaya çalışsam, tıp bilimine yeni kelimeler eklemek zorunda kalırım ki hiç hoş kelimeler değil bunlar :P bugün salı ve ben en sevdiğim :) dersin de sınavının geçmesiyle sınav dönemimi bitirmiş oldum. bugünkü sınav için bayağı bir kastım kendimi çünkü artık kötü sınavlarım olması istedim, bundan sonra çalışacam ders ( yav sen otur düzenli ders çalış ben dişimi kıracam :P ) çok konsantrasyon sağlayayım da nirvanaya ermiş bir şekilde gireyim dedim sınava, ama şimdi de beyin tepkiyi koydu öldürecek beni ağrıdan :P bir de şu an bir arkadaşımın evindeyim minoset yokmuş onlarda. bak sen şu işe şimdi ben nasıl iyileşecem? işte başkasında kalmanın en sevmediğim yönü bu olağandışı bir duruma karşı tamamen hazırlıksızım. baş ağrısı en açık örnek. bana bir tane ağrı kesici getirdi ama o beni kesmez ki :P
neyse zaten önümüzdeki 3 gün okula gitmiycem 2 gün de haftasonu tatili etti mi 5 gün tatil sana! kendimi toplamak için mükemmel 5 gün :) bu süre içerisinde lütfen dünyayı değiştirecek önemli olaylar olmasın, türkiye ve dünya gündemi durgun geçsin, fener hep kazasın, sevenler birbirine kavuşsun, petrol ve benzeri atıklar artık denizlere dökülmesin :P bu 5 günün sonunda da artık nirvanaya ermeyeyim ben bi, o zaman bir daha asla olmaz sanırım :P neyse artık kalkmak zorundayım deplasmandayım o yüzden bilgisayarı sadece ben kullanamıyorum ah keike olaydım ben evde o zaman bak bu yazı ne kadar uzun olurdu :)
Salı, Nisan 25, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
kaymakamlık


şimdi siz bu iki fotoğrafa bakıp " eroy yine halı saha ile ilgili macera anlatıcak " diyebilirsiniz. ama bu sefer öyle değil. bu tamamen eskiye ait şeylerin bir anda dönüp baktığınızda ne kadar da değişmiş olabileceğini anlatan bir yazı.
burası bayrampaşa kaymakamlığının arka tarafındaki beton basket sahalarının üstüne yapılmış olan okan buruk tesisleri. bu olamazdı! kaymakamlık sahamız gitmişti. yerinde koca bir halısaha vardı! ben ve ilkokul 5. sınıftan sonrasındaki 7 yılı birlikte okuduğum tüm arkadaşlarımın 6 yılı burada geçmişti ( çünkü ilk yıl başka bir yerdeydik, onu da başka bir yazıya anlatayım :) ) burasının üzerinde yanyana 3 tane karşılıklı pota bulunan beton bir saha vardı. ve biz her öğle tenefüsünde - ki bu yaklaşık 1 saat civarıydı uzun bir süre - gelir burada maç yapardık. ama ne maçlar! öğle tenefüs zili çalar çalmaz eline topu alan en hızlı arkadaş uçarak giderdi oraya yemeğimizi bir tenefüs önceden yerdik ki top oynamaya zaman kalsın. koşarak gidenler, elinde yemek yiyerek gidenler, yakında lokantada hemen yemeğini yiyip de maça yetişmek için çabalayanlar olarak farklı gruplara ayrılırdık ama hepimiz aynı yol üzerinde farklı hızlarda yürürdük ama hepimizin amacı ortaktı. gider gitmez en iyi oynayan iki kişi kadroları kurardı. iyi oynayanlar forvete, kötü oynayanlar defansa. kaleye geçecek olanlara da binbir rica minnet ve " tamam on dakka sonra ben geçicem kaleye " diye yalanlar :P
her hava şartı altında oynardık. kar, yağmur, çamur, dolu, sulu sepken, ... sağanak yağmur altında oynayıp da sudan çıkmış balıktan bile daha ıslak bir halde geri döndük okula, sonra kalorifere sarılıp da kurumaya çalıştık kaç defa :)
birkaç yıl sadece biz vardık orda, sonra fabrikada öğle arasını değerlendirmek için oraya gelen işçilerle paylaştık uzunca bir süre. o zamanlar okula spor ayakkabı ile gelmek yasaktı bir süre biz çantamızda getirirdik ayakkabılarımız onlar da poşette getirirlerdi ayakkabılarını hep düşünmüştüm " acaba iş yerinde de mi yasak spor ayakkabı giymek? " diye. kendimizden yaşça büyük; konuşmalarından anlaşıldığı üzere hepsi doğudan göç ederek burda iş peşine düşmüş bu insanlarla bir topun peşinden koştuk.
bir zaman okulda öğle tenefüslerinde bahçe dışına çıkmak yasaklandı. o zamanlarda en çok kaymakamlığımızı özledik. çünkü orası bizim ders ve testlerden dolayı zorlanan aramızdaki bağları sağlamlaştırdığımız yerdi. bizi birbirimize en çok orası bağladı. eğer ki sınıfımızdaki erkek nüfusundan biriysen, oraya gelmeye mecbursun :) kocaman ötesi bir yerdi. en çok aklımda kalan birgün o kocaman sahanın ortasından karşı kaleye ( kale olmadığını söylemem lazım, iki direk arasını kale yapardık ) gol atmıştım. hissettiğim sevinci birkez daha hissettim şimdi yazarken.
bir süre sonra basketbol ortaya çıktı. bir kısım basket oynarken diğerleri futbol oynamaya başladı. saha o kadar büyüktü ki bizim için hiç yer sıkıntısı olmuyordu, rahattık. her maç aramızda sürtüşme olsa da sınıfa dönerken hepimiz neşe içinde olurduk. yapılan hatalar, yenilen hatalı gollerden sorumlu defanslara kızılır, kaçan gollerden dolayı forvetler uyarılır. illa ki biri en son kalır ve orada kendi başına şut filan atardı, tabii ki sonra da zaman az kaldığı için en arkadan koşa koşa gelirdi. biz de illa ki zilin çalmasına 1 dakika kala bitirirdik maçı sonra kan ter içinde koşa koşa dönerdik okula. zilin çalmasına 5 dakika kaldığı andan itibaren gitmek isteyenler ortaya çıkardı. takımlardan eksilenler olduğu halde top peşinde koşmaktan asla vazgeçmezdik :)
eskiden sarı-yeşil-gri kıyafetlerimiz vardı pek kir tutmuyordu pantolonlarımız, sonra mavi-beyaz kıyafete döndük, üstümüz başımızı her zamanki kadar kirlenmensine rağmen 3-5 kat daha kirli görünmeye başladı. evde " oğlum üstün başın toz olmuş " sözü de o zaman karşımıza çıkmaya başladı. iki üç günde bir top alırdık. plastik top olmazdı, çok uçuyordu. illa ki futbol olmalıydı. " para çıkarın top alıcaz " lafı hepimizin belleğinde yer etmiştir. özellikle sevgili ersin' e derdik. " ersin para çıkar top alıcaz " her topumuzda emeği vardır. bugün her görüşmemizde ersin, top, para kelimeleri biraraya gelir :)
tüm çocukluğumuzu geçirdiğimiz bir yerdi orası, bugün en sağlam dostluklarımızın temelinde orası var, nostalji muhabbetlerimizin değişmez bir parçası. isterse üzerine 500 katlı gökdelen yapılsın. orası bizim için hep kaymakamlık olarak kalacak. ve hep orda top peşinde koşan küçük çocukların hayali gelecek aklıma.
Pazartesi, Nisan 24, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bugüün 23 niisaannn hep neşeylee doluyor insaaann!..
bugüüün yiiirmmiii üçç nisaaannn hep neşeylee doluyor insaaann! tüm çocukların bayramı kutlu olsun. yıllarca görüp de öğrendiğimiz üzere bu gibi törenler sadece sabahları erken kalkıp her sene aynı kişilerin aynı şiirleri okuyup, 15-20 saniye süren 1 dakikalık saygı duruşlarının yapıldığı ve stadlarda tören yapcaz diye 2 ay derslerine tek tük giren ve böylece okul hayatından hepten uzaklaşan öğrencilerin olduğu törenler. halbuki gerçek anlamını ve önemini tam anlatan güzel şeyler pek yapılmıyor. bugünler bir bayramdan çok, zorunlu bir görev gibi görülüyor. içinde o bayram kelimesinin verdiği coşku ve heyecan hissini yaşayanlar çok az. dünyadaki ilk ve tek çocuk bayramı, tüm çocukların bayramı kutlu olsun.
Pazar, Nisan 23, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
burası kadıköy, burdan çıkış yok!
yendik! fenerbahçe olarak gücümüzü ve inancımızı gösterdik! şampiyon olur muyuz? orası kesin değil ama bunu hakkettiğimizi gördüm ya artık mutluyum. galatasaray' ı da tebrik edelim, onlar da ellerinden geleni yaptılar. ama " burası kadıköy, burdan çıkış yok! " atasözümüzü de unutmayalım :)
Pazar, Nisan 23, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
300!
bu Live4it' in 300. mesajı tüm blog dünyasına hayırlı olsun :P
Pazar, Nisan 23, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
haftanın hakemi eroy :P
evet sonunda bu da oldu. ben ilk hakemlik deneyimimi yaşadım :) halısahaya giderken hiç de aklımda olan birşey değildi. çünkü belki de yıllar sonra ilk defa elimde çantam ve aklımda acaba bugün nasıl oynaycam? diye düşünerek değil. tamamen yolda dinlediğim müziklere kendimi vererek gittim :) aniden gelişen olaylar sonucu aldım elime düdüğü ve hakemlik yaptım :)
tüm maç boyunca acaba bu düdüğü benden önce kimler çaldı diye iğrenti içinde düşündüm ilk üflememden önce sile sile boyası aşındı neredeyse düdüğün :P ama yine de içim rahat değildi uzaktan ağzımı değdirmeden üflemeye çalışarak bir yere varamayacağımı anlamam çok uzun sürmedi :) iki üç üflemeden sonra yine içim kötü oldu, düdüğü sildim :) bu şekilde bir periyodik hareket içerisinde maçı bitirdim. süper değildim ama her iki taraf da pek beğenmediğine göre demek ki doğru yönetmişim :P
ee bi de maçtan önce takımlar sahaya çıkmadan birazcık kendi çapımda eğlendim ben de :) haftaya burada ben oynayacağım şimdiden alışayım. bu saha bizim yıllarca top oynadığımız okul yıllarımızın öğle tenefüslerini geçirdiğimiz yerin üzerine kurulu ki, onun hikayesini başka bir yazıda anlatayım. buraya yazmaya kalksam çok uzun şimdi :P
Cumartesi, Nisan 22, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
birazcık gülmek herkese iyi gelir :)

gülmeyi seviyorum, her zaman gülmeyi başarmışımdır. bunu yapabilen insanlara da sonsuz saygım var. tüm fotoğraflarda gülerek çıkmaya çalışırım. ama gülmek içten gelmeli, zoraki sırıtmalarla geçiştirilmemeli. herkes gülsün, herkes mutlu olsun isterim ama ne yazık ki bu sadece imkansız bir düşünce, asla gerçek olamayacak bir istek. bazen gereğinden fazla gülsem de, gereğinden fazla üzülmekten iyidir :)
ama keşke şimdi uyumadan önce de bu neşeyi hissedebilsem. ya da bu cümleden sonrasını iyi bir sonla bitirebilsem. ama ikisi de olmayacak, burada öylesine bitecek artık cümle.
Cumartesi, Nisan 22, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy


