Hayatım boyunca tattığım en güzel şarap, onun dudaklarından gelen içine aşk ve vişne tadı karışmış olandı. Bir insanda gördüğüm en güzel şey, yüzünde mutluluğun verdiği gülümseme ve gözlerindeki ışıltıydı. En güzel koku, yağmurdan ıslanmış saçlarını kurularken sağa sola savrulan, her yaklaştığımda başka bir dünyanın içindeymişim gibi kaybolduğum saçlarındaydı. Yüzündeki, o gülümsemeyle elindeki şarabı yudumlayan, dudaklarındaki vişne tadıyla sevdiğim kadın hemen yanıbaşımdaydı. Dokunuşuyla, görüntüsüyle, kokusuyla, hissettirdikleriyle herşeyiyle kalbimi okşuyordu. Bana korkusuzca kendimi gösteriyordu. Kimsede tadamadığım bu hisle herşeyden, herkesten farklıydı. Silinmeyen bir sahneydi bu. Sevgiye kendimi çok kaptırmama ne denirse densin "insanın gözünde tanrı hayatta korktuğu ve saygı duyduğu şeylerin kişiliklerinin toplamıdır" sözünü bi kenara yazdığımı gördüğünde dediği gibi ben garip bir insandım. Şimdi ne mesafe ne zorluk hepsini görmezden gelip sadece o sahneleri tekrar yaşayabilmek için beklerken aslında en çok beklediğim şey bir sabah uyanıp herşeye tamamen inandığı an. O an geldiğinde ben de orda olmak için neler veririm bilemezsin.
Pazar, Kasım 02, 2008
Kategoriler:
Aşk,
Günlük,
Kişisel,
Yağmur.
Yazan Çizen:
eroy
Bazı günler vardır böyle önceki geceden gelen mutluluk, umut, ..vs gibi şeylerle başlar. Sonra hayal dünyasından bir uyanış başlar. Herşey gittikçe daha gerçekçi bir hal alır. Gerçek kötüdür demiyorum ama "gerçek acıdır" gibi bir tabirin de bulunduğu dünyamızda kurulan hayallerin ardında üstü örtülen, o hayallerin tadı kıvamında pamuk şekerlerin ardında unutlan gerçekler mutluluk bulutun sert rüzgarlarla, şekerlerin de kasvetli yağmurun altında erimesiyle açığa çıkar ki dün çok rüzgarlı ve yağmurlu bir gündü. Birşeyler var ortada iyi, kötü öyle birşey gibi işte..
Hatta okulda hiçbiryerde bir Eray Bozkurt' un izine rastlanamadı. Hiç yokmuşum gibi. Ama bu görmezlikten gelinişim ilk defa olmuyordu zaten.. Bu tür şeyler komik geliyor. Anlatacak anılarım oluyor misali. "Ya, işte bigün okula gittim bi baktım beni silmişler.. Sanki sevgilim benden ayrılmış da bana söylemeyi unutmuş.. gibi" Bir bakmışın, ben yokmuşum diye bir şarkı vardı eğer zihnim beni yamultmuyorsa oturup dinlemesem de varlığını biliyorum sanki.. o buraya güzel olurdu. Telefonum çalsa da kurtulsam diyorum o da Ytü gibi beni unutmuş sanki..
Bugün, hayatımda daha önce içine hiç bu kadar girmediğim bir mücadele başlıyor. Çocukluk etmek için çok geç. Bir değişiklik olmazsa, 7-8 Kasım'da Antalya'dayım. İlginç bir başlangıç olacak. Ama bunların da ötesinde. Herşey öylece gözümün önünde yıkılıyor gibi, hayaller, dakikalar içinde gelişen uzun zaman öncesinden beri varolan aşk.. Hayatta her zaman bunlara yer var değil mi? Bu şarkıyı dinlerken yazmak daha güzel oluyor. Okuması da daha iyi olabilir.
10'ar dakika aralıkla 5 ağrı kesici içip tüm bunların yarattığı sıkıntıların verdiği fani acılardan -ki migren diyebiliriz ama tıp bilgim zayıftır yalan söylemiş olmayayım- kurtulmaya çalıştım. Ama geçmedi bir türlü. Yani hadi ilaçlar geçirmese bile çoktan bir komaya girip "welcome to real world eroy!" diye uyanmaya yaklaşabilirdim. Bu da olmadı, zaten bir güç var. Birşey için hala bunun olmasına izin vermiyor. Ya dünyayı kurtarıcam ya da çekilecek çilem varmış gibi bir durum. Neyse, intihara meyilli ergen profili çizmiş olsam da bunlarla alakası yok inanın. Ama hayatla ilgili yeni ilginç fikirler edindim, okumakta ve araştırmakta fayda var.
Herşeye kendimi kapatıp, bunca zorluktan kaçmayı çok isterdim ama önümüzdeki maceralarda çok daha fazlası olacak bunun için yaşamaya değer.. Her zaman olduğu gibi.. Amaçsızca yaşamayı kendinize amaç edinin gibi tırt bir sözle bitirmektense daha iyisini yapayım. Flashback;
Bu yıl ilk defa girdiğim derste, uzun zamandır derslerden alakam kesildiğinden ve artık içerisinde şöyle bir proje olur, böyle kazandırır, yok bi de dünyayı ele geçiririz gibi şeyler geçmedikçe ilgimi çekmediğinden zor geliyor. Dinlemiyorum pek zaten. Kimim lan ben? Niye okula geliyorum? ;p Zaten sevmediğim İtü'de zaten sevmediğim Gümüşsuyu'nda; çok sevdiğim, aşık olduğum Ytü'nün ihanetiyle karşı karşıya geldiğim günün öğleden sonrasıydı. Ders ingilizceydi ve ilgisizliğimi birkat daha arttırmıştı. Çünkü bana göre bir ders ingilizce olacaksa o ders en azından kuantum fiziği olmalı ya da parçacık fiziğine giriş filan işte. Ölçü aletleri ile ilgili şıdır bıdır.. diye giderken gördüğüm 25 derecedeki bir sıcaklığı 24 derece ölçen aleti hatası.. şöyledir böyledir. 25 dereceyi 24 derece ölçen alete hatalı diyoruz ama onun gerçekten 25 derece olduğuna nasıl emin olabiliyoruz ki? Sonuçta onu ölçenin de bir hatası var. Hatalı bir değeri hatalı ölçüyor diye neden bu yaygara? Mutlak değerden nasıl emin olabiliyoruz ki? Mutlak hata nedir? Aha! süper dersin gerisini de dinlemezken bana meşgale çıktı :) Ders arasına kadar beni götürür bu.. "Where is my mind?" demek istiyor insan..
Cumartesi, Eylül 27, 2008
Kategoriler:
Günlük,
Kişisel,
Psikoloji,
The Greatest Hits,
Yağmur.
Yazan Çizen:
eroy
Bugün savaşmak için güzel bir gün, bugün ölmek için güzel bir gün... Kızılderililer her zaman en güzel sözleri söylemede ilk ikiye girmişlerdir zaten.
Rüzgar o kadar şiddetliydi ki, bir an içindeki saplanmış acı oklarını bile yerinden söküp atacağını sandı. Saçları az da olsa sağa sola savrulmaya başlamıştı. Yeniden mi uzatsam diye kendi içinden biraz düşündü. Düşünürken sigara içmeyi seviyordu bir zaman bir tıp makalesinde konusu geçmişti bunun bir tür uyarıcı etkisi vardı ilk anda. Sigara içmek için fazla rüzgar vardı içmese daha iyiydi hem de tertemiz havayı biraz rahat solumak istiyordu. Her nefes biraz daha mutluluk veriyordu. Mutluluktan ağlayabilirdi. Saçmaydı ama yapabilirdi. İlk kez saçmalamış olmazdı zaten. Hata yapmaktan, insanları hayal kırıklığına uğratmaktan çekinirdi sonra aklına birşey gelmişti. "Bu onları ne ilk ne de son kez hayalkırıklığına uğratışım olacak" dediği zamandan beri düşünmüyordu artık bunu. "Bir sürü güzel günü de paylaşıyoruz zaten, bazen kötü günlerin olması birşeyi değiştirmez" diye düşünüyordu. Bunları anlayışla karşılayacaklarını biliyordu.
İlerde şimşekler göğü aydınlatıyordu. "Doğuda bir kötülük yükseliyor.." diye yüzüklerin efendisinden fırlamış bir cümle söyledi kendi içinden. Kendisini güldürmek için yaptığını da biliyordu zaten. Ama ona benzerdi gördükleri. Ne güzeldi önündeki manzara..
Bu saatte hala uyanık olan insanları hep sevmişti. Gece günün en güzel parçasıydı ve bunu görmeden, farkında olmadan uyumaya gönlü el vermiyordu. Hüzünlü oluyordu biraz ama güzelliği de bir başkaydı. Neden, niçin gibi sorulara gerek yoktu.
Arada serpilen yağmur taneleri de ellerinden geldiği kadar bir yerleri ıslatıyordu. "Sen de keşke burada olsaydın.."
Teşekkür ederim dedi. Tanrıya minnet duyuyordu herşey için. Kötü bir çocuk olabilirdi yaptıklarıyla ama hala içindeki iyiliği kaybetmediğini ikisi de biliyordu. "Hala mı inanmıyorsun bana?" dedi. Cevabını alamayacağı bir soruydu. İkimiz de birbirimizi biliyoruz. Gereksiz sorulara gerek yoktu.
Ölmek için güzel birgün evet.. Fakat biraz daha zaman gerek. Sonra önemli değildi. Biraz daha başarı, biraz daha mutluluk, biraz daha gözyaşı, hüzün, hayal kırıklığı, konser, eğlence, sarhoş geceler, terkeden-terkedilen sevgililer, sağlam dostlar.. hepsinden biraz daha tatmak...
Salı, Mart 25, 2008
Kategoriler:
Günlük,
Kişisel,
Psikoloji,
Yağmur.
Yazan Çizen:
eroy
Yağmur yok ama bu hafta Live 4 it! size yağmuru hatırlatmak ve biraz da bundan zevk alanlara yağmurla birazcık yüzleri güldürmek için. İzleyince garip bir mutluluk ve şapşallığın o tatlı neşesini hissediyor. "Deli..." diyesi geliyor mu bilmiyorum.
"I'm singing in the rain" filminden bir sahne. "Gene Kelly - I'm singing in the rain" bu haftanın klibi. Mutlu olmak da ne kadar garip değil mi, yağmur filan. Ehehe ben deli değilim. Gerçekten. Sadece mutluyken biraz şapşallaşıyorum o kadar sanırım. Yani belki veya olabilir.
Herkese mutlu bir hafta diliyorum... Yağmurlu olsa keşke...
Pazartesi, Ekim 08, 2007
Kategoriler:
Haftanın Klibi,
Yağmur.
Yazan Çizen:
eroy