ilk kez konuştuktan sonra başlayanların üzerinden çok da geçmemişti. bir kez denedik. öylesine kötüydü ki aslında orada bir son verilmeliydi. sonra günler ve mevsimler geçti. ilk kez karşılaştığımızda ben hayatımı temelli değiştirmeye çalışıyordum. o ilk günde karşılaştık. konuşurken, geçen zamanda söylediklerinin, ilerisi için verdiği sözlerin gerçek olduğuna inandım. ilk öpücükte daha sevgili bile değildik ama olmuştu işte. herşey bir anda başlamıştı. ve tıpkı başlangıcı gibi bir anda bitti.
aldatılmış gibi hissediyorum. başka biriyle aldatma değil bu. kendi hayallerim beni aldattı. inandığım herşey aslında kendi uydurmamdan ibaretmiş, kendi kurduğum bir dünyada herşeyden habersiz yaşarken, dışarıdan gelen kehanetleri, işaretleri gözardı etmiştim. yalancı bir peygambere inanıp gitmiştim. muhteşem ben... aslında anlatılanların hepsi birer hikayeymiş. yıkılışım da başlangıcım gibi şatafatlı oldu. geride üzülen olduğunu da sanmıyorum. geriye birkaç yosun tutmuş sütun ve buralarda neler yaşanmış' a götüren belli belirsiz taş yollar kaldı. eski bir uygarlık olarak yok olup gitti kendi felaketiyle.
üzerine konuşmak istemiyorum. biliyorum arada bunu inkar ederek satırlarca ağlayan biri olacak. ama sadece satırların içinde dolaşan biri. asla bu dünyaya tekrar gelmeyecek. yok olmuş bir şehri terkedip yeni bir hayat için yola çıktık.
kalbim müthiş kırıldı ya. inandığım herşeyi kaybettim. güzeldi ama buna değer miydi? beni bu kadar kırmaya gerek var mı? gelecek için ne bekliyorduk? ben bundan sonra ne yapacağım? bittim! demiyorum. biliyorum ki dostça içtiğimiz içkilerin sonunda dostlarımla geçen güzel vakitler silip atmaya çalışacak üstümdekileri. güzel birini görüp kalbim onun için atmaya başlayacak ve sevgi tekrar beni benden alacak. hayat yaşamaya değer. bu şarkıları dinleyip akşamüstü sohbetlerine katılmak da. gece yarılarına kadar süren sarhoş sohbetlerinde ayakta son kalan olup eve yine döneceğim. yarın hep olacak. seviyor sevmiyor diye çiçek falı tekrar bakacağım. devam eden bu hislerin içinde herşey geçmişte kaldığında sabah uyandığımda o aptal gülümsememi görecek biriyle bir yerlerde hep mutlu olmaya devam edicem.
nil'in bu ergen gençlere özgü şarkılarından olsun bu hafta.. ehehe tam da bana göre değil mi ;p görüşmek üzere..
Pazartesi, Mayıs 04, 2009
Kategoriler:
Haftanın Klibi.
Yazan Çizen:
eroy
eğer her gece yattığında büyülü düşler sana benden bahsediyorsa, hemen tatlı uykundan uyan, çünkü ben hiç uyuyamam, seni düşündüğüm zaman... ben ki sevmekten hiç usanmam...
bu şarkı sözleriyle geçen iki gece vardı. birinde sana tüm benliğimle aşık olmuştum. zamanı durdurmayı başarmıştık. imkansızdı evet ama nasıl olduysa başarmıştık. sana neler yapabileceğimizi kanıtlamıştım. diğerinde, avuçlarımızdan kayan sevgimiz geri gelmişti. üçüncüsü.. üçüncüsü olmayacak. başlangıcı olduğu gibi bitişi de garipti. güzeldi. anlatılmaya değer bir hikayeydi. sonu da ikimize, yaşadıklarımıza, geçen zamana yakışır biçimdeydi. ayrılan iki insanın birbirini son kez göreceği yere elele gidip. severek ayrılması. terkedebilecek kadar seni sevmiş biriyle yaşamak, hepsi güzeldi. yaşamaya, verdiği acıya, akıtılan her damla gözyaşına değerdi. zorluklarına değdi. hiç bıkmadan, hiç düşünmeden... şimdi uzaklık her zamankinden daha fazla. iyi yolculuklar.. artık bitti.
Pazar, Mayıs 03, 2009
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
birşeylerin eksik olmasına alışmak gerek. aslında alışmanın da dışında asla istediğin herşeye sahip olamayacağını bilmelisin. "nedir sahip oldukların ve seni mutlu edenler?" sorusuna verdiğin cevapların sayısı ve mutluluğun büyüklüğü seni rahatsız edenlerden büyükse hayat güzeldir senin için evet. bilmediğin ise benim ne hissettiğim. tatminsizliğin nasıl birşey olduğunu olabildiğince çok yaşamak belki de bir insan için vicdan azabı denilen şeyden bile daha kötü. yediğin, içtiğin hiçbirşeyin tadı yok, yaptığın hiçbirşey seni mutlu etmiyor hatta daha kötüsü mutsuz da etmiyor. tamamen hissizleştiğini düşün. "en büyük acı, hiçbirşey hissedememektir." gibi artistik patinaja kaçan zayıf zihinler üzerinde %100 etkili laf kalabalığı cümleleri kurabilirim. hem ben birşeyler söylemiş olurum hem de senin aklına takabileceğin birşeylerin olur. o değil de garip bir his anlatmaya çalıştığım. içinde olup olmadığını bile anlayamazsın. bir yerden sonra boşverip sadece karşındakileri tatmin etmeye verirsin kendini. ben bunu yaptım evet. kendi tatminsizliğimin verdiği boşluğu başkasını tatmin ederek doldurmaya çalıştm. yaşlı bir adamın çocuklara şeker verip, parkta oynamalarını izlemek kadar ümitsiz bir durum. tersine çevrilemeyecek bir durumda sıkışıp kaldığını biliyorsun. kabullenmek istememek hiçbirşeyi değiştirmese de birşeyler yapmadan oturmanın verdiği melankolik hazla, sonuna kadar savaştım demenin onuru arasında gidip geliyorsun.
dinlediğin müziklere yansıyor. içtiğin şeyler artık her bakkalda bulabileceğin şeyler olmuyor, birlikte olduğun insanlarda birşey aramıyorsun. her zaman bir adım uzağındasın mutlu olmanın. lunaparkta geçen bir günün ardından eve dönme zamanı geldiğinde üzülen küçük bir çocuk oluyorsun. hergün gördüğün, duygusal olarak bir bağın varlığıyla yokluğunun bile farkında olmadığın anneni, bir yerlerde "benim annem, güzel annem, beni al kucağına..." diye çocukça saf bir sevgiyle söylenirken boğazında hissettiğin o düğüm gibi. saatler süren telefon konuşmasının ardından bile telefon kapandığında sanki ortadan kaybolmuş, ayrılmış hissine kapıldığın sevgilinin hissettirdiği gibi. kalıcı bir mutluluğun bir adım uzağında birşeyleri, bir zamanı, birisini bekliyorsun. bir adım uzakta.. hiç kalkmak istemediğin bir uykuya dalsan değil mi? sonsuza kadar kabus görmeyeceğini bilmesen hiç düşünmeden gözlerini kapardın.
içinde sakladıklarınla, yapabileceklerinle, yaptıklarınla, her anla birlikte boş bir odada etrafında gezinen hayaletlerle birlikte yaşıyorsun. herkesten uzak nerde olduğunu kendin bile bilmiyorsun ama bir şekilde burası senin evin gibi olmuş, dünyan bu boşluktan ibaret. bu karanlığın ortasında bile hayaletler sana dokunmak istiyor. vücudunu okşayıp, soğukluğuyla irkilmene sebep oluyorlar. beklerken gözlerini kapatıp görmezden geliyorsun. ışıkların yanmasını bekliyorsun. bir an olsun o tatmini yaşamak istiyorsun..
Pazartesi, Nisan 20, 2009
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
her canım sıkıldığında ortaya çıkıp beni teselli etmek istemeni sadece dostça duygulara vermeyeceğimi sen de biliyordun. beraber içtiğimiz ders arası kahvelerde ve gece yarısı içkilerinde sadece istediğinin benim mutluluğum olduğunu söylerken bunu beraber yaşamak istediğini biliyordum. istersen.. aslında ben istiyorum çok ama.. eğer bir şansımız olsa bunun için şu an herşeye hazırım, veremeyeceğim, hayır diyeceğim hiçbirşey yok.. içki ve sigaranın kokusu parfümünün bastıramamıştı. o güzellik ancak böyle kokardı zaten. sıcak yaz günlerinde gece gelen hoş serinlikle beraber dışarıda dolaşmak ayrı bir güzeldi. bir anlık istekle bir apartman girişine sıkıştırıp da kulağıma fısıldamak içinden geçenleri yansıtıyordu belki de. kim hayır diyebilirdi ki buna? istediğimiz buydu belki de. beraber geçirdiğimiz onca zaman aslında apayrı birkaç saati yaşamak içindi. içimden geçenleri bilmiyordun diyemem. anlattığım halde anlamak istemiyordun belki de. aradan uzun zaman geçti uzak kaldık, görüşmedik, istemedik görmeyi birbirimizi. birkaç göz göze gelmenin ardından gözlerimiz birbirimizi aramadı bile. zaman yolculuğu filmlerindeki gibi yavaş yavaş ortadan kayboldu silüetlerimiz.. o zamana benzeyen fotoğraflar var bize ait olmayan..

Cumartesi, Nisan 18, 2009
Kategoriler:
Deleted Scenes.
Yazan Çizen:
eroy
Kumlarla değil de küçük taşlarla kaplı sahiller olur, dalgalardan, rüzgarlardan ufalanmamış, herşeye dayanıp kendilerini koruyabilmiş taşlarla kaplı. Kimse sevmez belki o sahilleri ama onların kendilerini koruyabilmiş olmalarını gözardı etmişlerdir, görememişlerdir bu yüzdendir sevmemeleri belki de. Kendileri koruyabilmeleri rahatsız eder, istediğin gibi üstüne basıp geçememek rahatsız eder insanı..
O sahilde yürüyorduk. üstümüzdeki ince giysilerin içinden geçip, vücudumuzu saran tatlı, ılık rüzgar eşliğinde, birbirine sıkıca bağlı ellerimiz arasına giremiyordu, ellerimizi dışarıdan okşayarak bize saygı gösteriyordu rüzgar da. sahip olduğumuz duygu onu da etkilemişti belki de. Dalga sesleri bize eşlik ediyordu, bizim için hoş bir melodi yapmak için taşları okşuyorlardı.
Bir an için elimi bıraktın ve durdun. Bir an bile olsa, bu anı yaşarken bile olsa korktum. seni bir an için bile benden ayırabilecek birşeye tahammül edemem ki. Eğildin, rüzgarda dalgalanan çiçeklerle kaplı tepelerden bile daha güzel savrulan saçlarını tutmaya doyamadığım ellerinle, içinde kendimi gördüğüm gözlerinin önünden sıyırdın. yerden birşey aldın. avuçlarının içinde tutarken bana bakarken, gözlerin içimi aşkla ve huzurla dolduruyordu. sadece sana bakıp seni izlemek beni herşeyden daha çok mutlu ediyordu. yerden doğruldun. avucunun içindekini gösterdin. parmaklarınla çevresini okşuyordun. hiçbirşey söylemiyordun. yaptığın her hareketin birşeyler anlatıyordu. sen birşey söylemiyordum ama seni duyuyordum. zihnimde sözlerin oluşuyordu, kalbimde duygular canlanıyor, birbiriyle sevişir gibi içiçe, heyecanla bedenimi sarıyordu.
avucunun içine sığabilecek kadar küçüktü. mükemmel bir daire şeklinde, simsiyahtı. içinde ışıltılar saçan parlak beyaz noktalar, turkuaz, bordo küçük noktalar vardı. ancak yakından görebilirdin diğer renkleri. ayna gibi parıldıyordu. güneşe tutup baksan, içinde ayrı bir evreni göreceksin hissi veriyordu. diğer taşlardan, çevresindeki herşeyden farklı olduğu belliydi. bu dünyadan bile değildi belki de. elf diyarlarından buraya gelmişti sanki. kadim bir büyücünün gizemli taşıydı belki de masallardan gelmişti bize.
iki elinin avuçlarını birleştirip bana uzattın. bu dünyada en çok değer verdiğim varlık, bana bu dünyaya ait olmayan birşeyi sunuyordu. kendisini sunuyordu, duygularını, benliğini. Karşımdaki insan bu dünyadan değildi benim için. Apayrı bir yerde, tüm kötülüklerden, korkulardan, acılardan arınmış. cennet sularıyla yıkanmış bir yerde yaşıyordu. gözlerinin içinde kaybolup giderken ellerimde verdiği hediyeyle herşey farklı bir boyuttaydı o an. bir an gözlerimi kapadım. içimde hissettim herşeyi..
gözlerimi açtığımda karşımızdaki küçük adacıklara, onların altına el dokuması halı gibi serilmiş denize bakıyorduk. yelkenli büyük bir teknede bu halıyla beraber uçuyor gibi yol alıyorduk. göğsüme yaslanmış önümüzdeki manzarayı izliyordun. uçuşan saçlarımız, tatlı rüzgar, herşey bizim için güzel birşeyler yaratmak için uğraşıyordu. dalgaların sesine de bir şarkı eşlik ediyordu. hayat bundan daha güzel olabilir miydi?.. seninle beraberken bu bir rüya bir serap bile olsa bunu yaşamanın verdiği huzur ve mutluluk içimi dolduruyor, tenimi okşuyordu. seni seviyordum evet ama bu anda seni yaşıyordum.. hiç bitmeyecek, ölümsüz bir yaşamdı..
bu dünyaya ait değildik. kendi dünyamızda birbirimize aittik..
Live 4 it! o şarkıyla geri dönüyor. Rüzgarın bizi götürdüğü yerden başlıyor.
Pazartesi, Nisan 06, 2009
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
Bilmiyorum. Evet bilmiyorum. Hıhım.. Bilmiyorum. Bilmediğimi sanıyorum belki de. Bilmek istememek de olabilir. Bu cümlelerin ardarda sıralanmasındaki fonetik ve anlamca bozukluk gibi iğrenç bir kısır döngü. Uyusam geçer diyebileceğin bir başağrısı gibi de değil ki. Biraz alkol iyi gelir aslında.. Birkaç da güzel şarkı.. Bakışmalar ve sonrasında kurulan düşünceler ve sohbetler.. Uzun bir aranın ardından tekrar eve dönmemek..
Cumartesi, Şubat 28, 2009
Kategoriler:
Günlük,
Kişisel,
Psikoloji.
Yazan Çizen:
eroy
Zamanı iki şekilde düşünebiliriz. Birincisi ilkokulda gördüğümüz başında mağara adamlarının ateş yakmak için sopaları birbirine sürttüğü, duvarlara hayvan resimleri çizmesiyle başlayıp sonunda uydu resimleri gibi şeylerle biten zaman çizelgesi. Bu düz bir çizgi sadece tek yöne giden, sağ tarafta sürekli yeni resimlerin oluşacağı bir tablo.
İkincisi ise bu tabloyu bir çember haline getirdiğimizi düşünelim. Kapalı bir sistem oluşmuş oluyor. Gittikçe daha popüler olan herşey başlangıcına geri döner gibi asimetrik felsefeyi sembolize eder bir duruma gelir. Ama bu kapalı eğri dünya yüzeyi gibi tek başımıza bu çemberin etrafında dolanırken asla bitmeyecekmiş gelir. Sıfırla sonsuz arasında sonsuz tane sayı var fakat 1'le 2 arasında da sonsuz sayı var. Bu çember neredeyse sonsuz büyüklükte. Gittiğimiz yönden sıkılıp geri de dönebiliriz. Böylece zamanda yolculuk yapmış olacağız.
Yaşadıklarımız, karşımıza çıkan olaylar, anılar, sevgiler,sevgililer, nefretler, kızgınlıklar, heyecanlar,... Hepsi bu tür bir zamanda geçiyor. Çemberin üstündeki noktalar hepsi.
Geçmişe bakıyorum. Bu sonsuz çemberin üzerinde yürürken bir şekilde aynı noktaya veya biraz ilerisi ya da gerisinde bir boşluk var. İlkini geçsem bile ikicisine takılıyorum ve bu delik beni çizgifilmlerdeki amerika'da bugsbunny'nin kazdığı çukurun onu avustralya'ya çıkarması gibi tekrar başa dönüş yaşıyorum. Aslında tüm bu karmaşadansa, kendime ait küçük bir zaman çemberim oluşmuş demek daha mantıklı burada bir tam turu atmak sonsuz zaman almıyor.
Sürekli aynı şeylerin tekrarlanması, neredeyse yılın aynı dönemlerinde olması hep. İnanmıyorum ama bir güç var evet. "Tanrıya inanıyorum ama o bana inanmıyor!" demekten alamıyorum artık. Düşünceler içerisinde geçen bir geceden sonra neye inanıp neye inanmadığı artık bilmiyorum. Düşünce balonlarından, oturduğum odada artık yer kalmadı. İçeride beni boğmak üzereler. Verdiğim kararların ve sonuçlarının arkasındayım. Kısır bir döngüyü kırabileceğime inanıyorum. Ama inanılmamayı da anlıyorum. Tanrı gibi sonsuz bir güç bile özgür irade verdiği oyuncaklarına kendini inandıramıyorken. Benim gibi yaratıcı statüsüne baktığında ancak tahtadan bir kukla olan pinokyo'yu yaratabilecek geppetto usta olabilecek birinin inandırıcılık kapasitesi epeyce düşük olsa gerek.
Yağmurlu ve sıkıcı bir gün. Bitmeyen bir geceden sonra gelen bir gün ancak böyle olabilirdi. Çember zamanı kontrol edebilirim ama düz gidenin önüne geçemiyorum. Önceden yazılmış birşeye inanmıyorum, sadece önceden yaptıklarımızın herşeyi etkilediğine inanıyorum. Ne yazık ki değiştiremiyorum önceki davranışları. Ama sonrakileri değiştirmek için fırsatımız var...
Pazar, Şubat 08, 2009
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
Live 4 it! uzunca biraradan sonra tekrar sizlerle. Haftanın Klibi'nde Feridun Düzağaç - Söz ver. Bitmeyen hiçbirşey yok aslında. Bitene kadar onu yaşamaya inanın.
Kendimi bildim bileli hiç güven sorunum olmadı sevmek konusunda. Duyduğum her söze inanmak gibi bir hastalığım var. Aynı şekilde kalbini yerinden oynatacak kadar güzel ya da hiç inanasının gelmediği kadar yapay bile görünse içimde biryerlerden tüm samimiyetiyle geliyor. Küçüklükten beri her zaman saf olmak gibi bir hastalığım daha var aslında. Kandırılması kolay, aklı çelinmesi hiç de zor olmayan, peşinden koşmaya hazır..
Birazcık bir kalp çarpıntısına kendimi kaptırmam iyi mi kötü peki? Sonunda durmayacakmış gibi atan anlara beni götüren alışkanlıklar. Hepsi de ben, ben olduğumdan beridir benimle. Sevmekten daha güzel birşey olmadığına inanırken. Bugüne kadar inandığın şeyin hiçbir anlamı olmadığı düşüncesi aklında bir anda parlarsa ne yapardın? Soracak bir çok sorunun çoğu bir cevabı hakediyor bir kısmı da bir cevaptan fazlasını.
Birçok kez kendini kaptırıp da peşinden sürüklenilen insanlar. Bu son dediğin insanlar, sigaralar, kadehler, geceler.. Birlikte yaşadığın birkaç ayın bir ömürden bile daha çok olduğu hikayeler. Bunların sana getirdiği yorgunluk, merdiven çıkamayan yaşlı bir insan kadar güçsüz düştüğün zamanlar. Sevmeyi bir başkasından öğrenen biri. Kaybetmekten korktuğu kadar hiçbirşeyden korkmazken artık hiçbir korkusu yok.
Sevdiğin insan tamamen, senin olmadığın zamanlarda, başka kadınlar tarafından büyütülmüş, sevilmiş, öğretilmiş, içilmiş, öpülmüş, sevişmiş,.. onu onlar yapmış.
Bakışına bile aldanamadan sevmiş seni, hepsini unutmuş, senin için gelip herşeyiyle sonun ne olacağını görmeye adamış. Son kez gerçek için. Senden geri kalan zaman için söz vermeni isterken. Birlikte ölecek miyiz? gibi birşeye inanmıyor. Ölmenin olmadığına inan.
Bitmeyen şey kendinsin. Duyguları, anıları, düşünceleri, herşeyi bir kenara bırak. Sadece bana bak geçen zamanı unut, gelecek zaman için de endişelenme, istemesen de gelecek o zaman. Bana bak şu an sadece. Şimdi önemli olan. Çok zor değil inan bana. Birlikte..
Zamanı gelinceye dek..
Pazartesi, Ocak 26, 2009
Kategoriler:
Haftanın Klibi.
Yazan Çizen:
eroy
Hüzünle basılan piyano tuşlarının sesleri arasında kaybolup giden günler, en yükseğe çıkma şansı için beyhude gibi gelen çaba, bir anda ortaya çıkan heyecanlar, sonrasında hayal kırıklıkları, keskin kahvenin içine çektiğin kokusu ve sigara dumanının içinde, alkolden güçsüz düşen beden, yorgun bir zihin, en çoğuyla yetinmek bile zorken en azına kaldığın, aslında aynada gördüğün, düşündüğün, hayaline kapıldığın illüzyon. Sahne sonunda seyirciye selam vermeden çıkmak zorunda kaldığın gösteri gibi, yarıda kalmış, başarısız, umutsuz.. Dünya benim için hala dönüyor bile diyemiyorsun. Herşey durmuş, sabit, yıkılıyor üstüne.. Kaçacak yerin yok bundan.. Tüm bunlar olurken elinde olan tek şey sağlam bir kalp... Atmaya devam ettikçe kendine yeni bir dünya yaratabilirsin. Evet, Olimpos'tan kovulan bir yarıtanrı için daima başka bir zirve bulunabilir. Kendi dağını kendin yaratmak zorunda olsan bile.. Oradan aşağıya baktığında herşey daha basit görünene kadar kısır bir döngü gibi çaresiz, Atlas'ın dünyayı sırtlaması kadar zor..
Cumartesi, Aralık 27, 2008
Kategoriler:
Günlük,
Kişisel,
Psikoloji,
Takıntılar.
Yazan Çizen:
eroy
"Hayatta en sevmediğim şey" dediğim bi milyon tane şey vardır herhalde. Bu beni çok garip hissettiriyor. O kadar garip ki tarifi mümkün değil. Kendimi bir somurtkan şirin, bir o pamuk prenses ve yedi cücelerdeki yüzü asık cüce gibi karakterlerden biri hissetmeme ramak kalıyor. Ben buna karşı çıkmak istiyorum.
Yeni bir kitap almak benim için hayattaki en büyük zevklerden biri. Hani neredeyse Giselle Bündchen'le bir gece geçirmekten bile daha büyük bir zevk sanki. Ama bu çok iddialı oldu sözümü geri alıyorum. Yarın öbür gün Gisele okur gibi bir his var içimde.
Yukarıdaki paragraftaki cümleleri karşımda sarfeden biri olsaydı. İki gün dalga geçerdim, kişiliğini sorgulardım. Allaam neler yapardım yaa. Ama ben dediğim için birşey demiyorum. İskenderiye kütüphanesinden vazgeçerim sanırım.
Spor gazetesi alan bir insan sadece kendi takımının sayfasını okuduktan sonra sırf "verdiğim para boşuna gidiyor gibi hissediyorum diğer sayfaları da okumazsam" mantığıyla diğer sayfaları da mecburiyetten, dünyanın en isteksiz, en bezgin insanı edasıyla okuyorsa, o insan benim için yoldaştır, gardaştır, hemşerimdir, canımdır. Hele ki önce diğer sayfaları hızlıca geçip sona kendi sayfasını bırakıyorsa o eroy'dur. Benim için o bendir.
Bunun diğer insanlarda da olup olmadığını merak ediyorum. Bir deodorant sıktıktan sonra etrafınızda, vücudunuza isabet ettiremediğiniz deodorant moleküllerinden bir buğu perdesi kalıyor ya, ben sanki o bulutun içinde havasızlıktan ölecekmişim gibi geliyor birgün. Allaam o kadar rahatsız oluyorum ki. Bir odada deodorant sıkıp hemen başka bir odaya kaçıyorum. Hatta bu yüzden sevmediğim bir insanın odasında yapayım bunu ona bişiy olsun ooh miss.. en birinci benim diye küçük sinsi planlarım var. Evdeyken salonda yapsam evden hemen çıkmak zorunda hissediyorum. Ben uyurken biri nerdeyse yan odada sıksa ona bile uyanıyorum bazen. Allaam nooluyor bana böyle?
Yukarıda söylediğim şeylerin parfümle hiçbir ilgisi yoktur. Güzel bir parfüm beni benden alan şeylerin başında ilk 5'e girer her hafta.
Ben böyle durup durup bazen biyerlerden düşüyorum. Bu yatak olur, kanepe olur, sandalye tepesi olur, olabilir yani bunları herkesin başına gelebilir bunda gülünecek birşey yok bence.
Perşembe, Aralık 11, 2008
Kategoriler:
Benim Ben.
Yazan Çizen:
eroy

Bayramları da sevdiğim zamanları hatırlıyorum. Bayramlık alışverişi heyecanı vardı. Kardeşlere aynı tip kıyafetlerin farklı bedenlerinin alınması beni eskiden ne kadar gıcık ediyorduysa, şimdi de gıcık ediyor eski ihtişamından birşey kaybetmeden. Kişilikli bir şekilde üzerinde ısrarla durduğum birkaç prensibimden biri. Gerisinde çok kişiliksiz biriyim ben zaten. Ben kendimi sevmiyorken bazen başka birinin de sevmesini beklemek de saçma değil mi..
"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil." diye bir sözü var Fuzuli'nin ki çok hoşuma gider. İlişkilerde yaşadıklarımı gösteriyor bana. Bunu her zaman kullanmadığım arşivlerde pek bir açık ama bunu kabullenmek, sonu kabullenmekle eşdeğer benim için. (aklımı uçuracak bir dejavu'dan sonra) Baba, beraber sigara içelim mi.. Söylesene beni biraz tanırsın, ben nerede hata yapıyorum?.. Hayatında yeraldığım sevdiğim insanlara neler yaptığımı görüyorsun. Sevgili ile ilgili konuları da bir kenara bırak, görüyorsun. Geçtiğimiz 2 yılda birçok insanın hayatını ne kadar değiştirdim. Sonuncusuyla artık ben de kendime inananmadım. Bilmiyorum ki.. Artık bırakıp gidebilir miyim? İzin veriyor musun?.. Çok uzağa ama.. Bunun için beni affetmeye hazır mısın? Bir sigaranı daha alıyorum.. Gerisini sonra konuşuruz..
Şimdi biraz yalnız kalmak istiyorum izninle.. Telefonum çalarsa ben arka balkondayım..
Çarşamba, Aralık 10, 2008
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
Live 4 it! Haftanın Klibi'nde bu hafta Bob Sinclair - World Hold on bizlerle birlikte. Sıkı dur dünya. Evet. Bahsettiğin dünya tüm dünya ise iddialı bir söz. Kendi dünyan için sıradan bir gün.
Hepimizin ne kadar çok sorunu var. Ne kadar dert içinde yaşadığımızı kendimiz bile bilmiyoruz. Bazen şans eseri öğreniyoruz o sorunumuzu. Biri sormasa öyle bir sorunumuz yoktu aslında. Ama niye aklıma getirdin ki? Birbirimizle, sevdiğimiz insanla, sevmediğimiz insanlarla, okul, iş, yol, su, elektrik... vs. Aslında sorunun hayatla da sen farkında değilsin belki. Bizim neslimiz kendi içinde kendini bitirip bu krizle yaşamayı seviyor. Bu bunalımın sonrasında gelen mutluluk diğerlerinden daha tatlı oluyor öyle değil mi? İçerisine tıkılıp kaldığımız başarısız karanlık dünyamızda kendi yarattığımız bir sorunu çözünce mutlu oluyoruz. Sorunumuz olmasa bile çözmek için yenilerini yaratmakta gecikmiyoruz. Arayışımız hiç bitmeyecek..
Eureka! Sonunda kendini bulucaksın. Ben inanıyorum.
Hergün yeni kararlar alıp, hayatımı düzene sokacağım palavralarına kendimiz bile inanıyor muyuz? Yeme beni. Bunu başaranlar vardır elbet. Daha fazlası ise bu şekilde kendini kandırmaya devam ediyor. Ben de öyle. Arada bunun farkına varınca farklı oluyorum. Yoksa burada kızdığım herşeyi ben de en az bir kez yapmadığım değil.
Birbirimizle sorunlarımız var gibi ama esas sorun kendimizle. Bugünün dünyasında mükemmel olmak zorunda olmanın verdiği o zorunluluk hissinden kurtulamıyoruz. Zor bir dünya çünkü hergün değişiyor, dünden daha güçlü değilsen yarın yoksun gibi iddialı. Eşyalarını topla ve çık...
Başkalarına daha güçlü görünmek için bir sürü uğraş veriyorsun olamadığın gibi olmak için kendini aşan bir çaba sarfediyorsun. Seni aldatan görüntü de sahte aslında. Ama sen bunu düşünme alacağın sahte kararlar daha tatlı geliyor. Başaramayınca, uygulayamacağın yeni kararlar alırken görmek istiyorum seni aslında. Birgün kendine hesap vermek zorunda kalacaksın ama.
Aslında sürekli değişen bu zor dünyanın yarattığı bir şey bu. Bizim bir suçumuz yok da denebilir. Öyle olmak zorunda olduğu için. Biz nasıl bir hayat yaşıyoruz? Bizi bu hale sokan şeyler aslında birgün bize hesap vermeli. Biz eskiye oranla altın bir nesiliz. Bizden sonrakiler için de demode. Sonra ama eskiden herşey ne kadar kolaydı, eskiden insanlar ne... diye demezsek de olmaz.
Ama aklında güzel hayalleri barındırmazsan esas kötülük odur. Tüm bu olumsuzlukların yanında güzel hayaller kurup, sana anlatmak beni ne kadar mutlu ediyor. İlk olumsuzlukta bile vazgeçebilenlerin aksine sonuncusuna kadar ayakta kalıp, düşünce baloncuklarının gerçeğe dönüşmesini görmek güzel değil mi..
Bugün güzel birgün şarkı dinleyip çimenlere uzanıp yatmak için. Dışarı çıkıp piknik yapmak için, güzel bir manzarada yemek için, sinemaya gitmek için, içip dans etmek için. Öpüşüp sevişmek için. Ilık rüzgarın saçlarını savurması için. Evet dünya.. sıkı dur. Bizi nasıl yetiştirdiğinin farkında değilsin sanırım.
Pazartesi, Aralık 01, 2008
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy