Live 4 it! Haftanın Klibi



Live 4 it! haftanın klibinden herkese merhaba. Yakında blogun adını Live4it!haftanınklibi.org yapmayı düşünüyorum tek kadrolu yazımız bu olduğundan ve gerisini yazamadığımdan böyle olacak gibi görünüyor ama unutmayalım ki görünüş yanıltıcı olabilir en beklemediğimiz anda aslında dış görünüşün hiç de içerisiyle örtüşmediğini anlarız. Burada da öyle olacak. Yakındır...

Bu hafatnın klibi Sting - Desert Rose. Bu şarkıyı ne kadar çok severim bilirsiniz sanırım. Gerçi onun hakkında yazmayalı çok olmuştu ama bu şarkı hep bana onu hatırlatır. Cevabı hala bilmiyorsanız be sizin için söyleyeyim.. Sema'yı hatırlatır bana hep.. Aaahhh.. ahhh... Liseyi mi özledim ne?

Hep dediğim gibi modern eroy'un yaratıcılarındandır kendisi. Ne bileyim onun için hissettiklerim, ona ulaşmaya çalışmak, onu düşünmek... Değiştirmişti beni. Biraz flashback yapmak istedim bu hafta. Flört etmek, birine açılmaya çalışmak, onun benim için neler düşündüğünü öğrenmeye çalışmak,.. o zamanlar çok mu çocuktuk.. ve ben hiç büyümedim mi nedir?..

Lise 2'de tanışmıştık yanlış hatırlamıyorsam. Gerçi ben onu lise 1'de görmüş ve o zamandan bir Allah'ım ne olur o da benden hoşlansa... diye yalvarımlara girmiştim. Lise 2 ve 3'de aynı dershaneye gitmiştik. Süper!.. onunla aynı dershaneye gidiyoruz! Beraber geçirilebilecek zamanlar. Onu haftada 2 gün neredeyse gün boyu görebilme şansı... daha ne isteyebilirdim ki? Çevresinde pervane olduğumu o da biliyordu, arkadaşlarım da. Ama bilinen birşey daha vardı ki platonik yıllar asla bitmezdi..

Sabahları beraber kahvaltı yapabilmek için lütfen lütfen diye dünyanın çevresinde dönen uydular gibi çevresinde döndüğümü ben bilirim. Neden bu kadar çıldırıyor derecesindeydim ben de bilmiyorum ama biliyoruz ki aşkta mantık aramak başlı başına bir mantıksızlık :) At kuyruğu yaptığı saçları, şebnem ferah'a benzemesi, gülüşü de çok tatlıydı,.. çokça güzel yanı vardı tabii ki... Olmasa da olurdu ben onu çok seviyordum :) İlk kez Taksim'e beraber gidişimizi hiç unutmam ki dershaneden kaçıp gitmiştik. çok güzeldi o zamanlar... O hepsinden güzeldi ama ben değildim... ehehe hala da değilim :)

O zamanlar çağrı atma çılgınlığı had safhadaydı. Eğer hoşlandığınız insan durup dururken size çağrı atıyorsa, "ooo... hadi bak o kesin senden hoşlanıyor" derdik. Senin çağrına cevap atıyorsa "bak yine de hayır demiyor.. ama olmayabilir üzme canını" diye geçerdi günler. Birbirine atılan mesajlarda Da Vinci Şifresi misali anahtar kelimeleri tek tek inceler, cümle bütünlüğü ve güneşin o andaki konumuna göre yorumlar yapardık. (Güneşin o andaki konumu şaka tabii ki pagan değildik herhalde :P) Sema'dan gelen mesajları Amerika'nın el-kaide maillerini okuyan NSA ajanları bile benim kadar dikkatli okumuyorlardır :) sonra da her kelimenin ve cümlenin analizini oky ile beraber yapardık. Benim ne kadar çok sevdiğimi biliyordu ve o zamanlar her akşam bir çağrı atardım ve bir de mesaj. Yani neden daha çok değil ben de bilmiyorum ama bir yere oturur ve mesajı beklerdik. Dershanede etüt çıkışı olduğundan hep beraber olurduk oky ile o zamanlar.

Kızarlardı bazen bana neden bu kadar kaptırıyosun diye kendini ama ben bi açıklama getiremiyordum. İlk kez bu kadar aşık olmuştum. Bazen o da o kadar yakın davranıyordu ki hayal etmek çok zor olmuyordu. Ama sadece o istediği zaman yanında olabiliyordum benim isteğimin bir değeri yoktu. Olsun ben yine de kabulleniyordum. Bugün bile normal karşılıyorum zira ben de onun beğeneceği biri değildim.

Nasıl bir heyecan nasıl bir merak ve bekleyiştir onu görmeye çalışmak... Haftaiçi yapılan etütlere o da gelsin diye nasıl da içimden "lütfen, lütfen, lütfen... diye beklerdim." Onu başkasıyla gördüğümde nasıl da içim acırdı. Ama birgün dershanedeki arkadaşlarla adalara gitmiştik. Dönüşte bizim sınıftaki bir çocuğun yanına oturmuştu başını ona yasladığında tüm dönüş yolculuğu nasıl da eziyetti benim için Ben ki onu o kadar çok seviyordum o çocuk ki sırayla sevgili değiştiriyordu ve sema ki o çocuktan hoşlanıyordu ve başını ona yaslıyordu. o gün anlamıştım. Ne kadar seversen sev farketmiyor. Platonik olmuştum ve sonraki yılların böyle geçeceğinden de haberim yoktu. Ya nasıl desem çok salaktım evet. Ama masumane bir salaklık. Şapşal diyelim gerçi şimdi de öyleyim denebilir. Ama sevdiğim zaman çok zor kopabildiğim gerçeği var yani hep uzakta beklemek onu...

Bu şarkıyı dinlerken hep o aklıma gelir. Bana Sting'in cd'sini vermişti. Hala duruyor birgün geri verirken tekrar görme ümidi taşıyarak istemiştim. Çocukluk işte :) Gerçi hala büyümedim ki ben...

Bu haftaki klipte biraz nostalji yapmak istedim. Hayat hep ileri doğru akıyor. Geçmişi sadece zihnimizde yaşabiliyoruz tekrar. Geri dönmenin mümkün olmadığı birşey.. Olmaması daha iyi belki de. Sadece zihnimizde yaşayıp şimdiki zamanı ve geleceği tüketiyoruz zaten fazlasıyla..

Umutsuz ev blogger'ı

Melaba!.. Live 4 it! in cefakar okuyucuları :) Son 40 yılın en düşük ziyaretçi seviyelerini görürken sizlerle beraberiz. Live 4 it! bir avuç okuyucusu kaldı dediğimde bana karşı çıkan arkadaşımla bir daha görüşemedik bile. Demek ki giderek son kalanları da aramızdan uğurluyoruz :) Eskiden msn'den tanıştığım birkaç arkadaşım vardı şimdi onlar bile yok gibi yahu. 100 milyon euro bonservis bedeliyle Real Madrid'e transfer olup da 2 maç oynamadan sakatlanıp fiyasko olan bir tranfer gibi skandala dönüştü Live 4 it! in yenilenmesi. Yeterli çalışmadığım için suçu kabul ediyorum. Neyse... Ben ne diyecektim onu unuttum bakın bunu yazarken. Yazmaya yazmaya gerçekten yavaşlamışım. Yaşlanıyoruz be...

İki gündür evdeyim artık iyice pilim bitmiş olacak ki doktor haftasonunu da katıp 4 gün dinlen sen dedi bana. Sanki dinlenmekle geçecekmiş gibi herşey. Vücudumun değil beynimin dinlenmeye ihtiyacı var ama dahiliyeci bundan anlamazdı o yüzden adama birşey demiyorum. Yazık ekmek parası için çalışıyo o da sonuçta.

Tüm gün evde oturmak acayip güzel birşey. Hergün 1'de uyanıyorum. Pastanede son kalmış poğaçaları alıyorum. Sonra modern çağın bu kadar hızlı ilerlemesini sağlayan alet edavatın başında geldiğine tüm kalbimle inandığım mikrodalga fırında bunları ısıtıyorum ki üzerlerinde çeşitli fantezi poğaça türleri de yaratmaya çalışmıyor değilim hani. Ne diyordum ben... Hah! evet, tüm gün evde oturmak acayip birşey...

Desperate Housewives izliyorum son günlerde. Çok beğendim. Aslında başından itibaren izlemediğim hiçbir dizi, film ya da video gösterimini bir yerinden başlayıp izlemem ama ne şanstır ki son sezonları özet geçen bir bölüme rastladım ve oradan itibaren izliyorum. Allah'ım ev hanımı olmak ne büyük bir ayrıcalıkmış. Tüm gün yan gel yat :) Dizi manyağı olur insan. Tabii ev hanımları Lost, Heroes, Prison Break full download sitelerine ve forumlarına girip bunları indirip izlemez. Esra Ceyhan, Seda Sayan filan izlerler ki evde bulunduğum süre boyunca yeminle hiç kadın programı izlemedim. Aniden kendimi kaptırırım hoşuma gider filan diye korktum çünkü youtube'da ibretlik videolarını görüyorum. Gülmekten kırılırken acaba bunun hepsini izlesem mi diye içimde doğan kıpırtıları cnbc-e ve e2 ile bastırıyorum.

Bir de tüm gün klasik müziğin esiri oluyorum. Bazen de Nightwish'in. Hani inekler daha iyi süt versin kurbanlık hayvanların etleri daha yumuşak olsun diye klasik müzik dinletiyorlarmış. Bu aklıma geldiği anda Linkinpark'a sarıldım ben koyun değilim lan!.. diye :)

Şimdi... Geçtiğimiz birkaç günde birçok şey öğrendim. Kendimle başbaşa kalma fırsatı buldum zira kendimden başkasını istesem de bulamazdım :) Güneşin batışı senin içindi... Bu sabah, doğuşu da benim için... Asla öncekilere benzemeyen günler şimdi başlıyordu işte...

Gelicem birazdan.. :) biraz geç de olsa..

Live 4 it! Haftanın Klibi



Live 4 it! haftanın klibinden herkese merhaba!.. Bu haftaki klibimiz benim en favori şarkım diyebileceğim kadar çok sevdiğim bir şarkı. Fight Club'ın soundtracklerinden Dust Brothers - This is your life. Bu klibi yayınlamaktan zevk alıyorum.

Öncelikler vardır. Önce yapmamız gerekenler. Önce yaşamamız gerekenler. Önce kabul etmemiz gerekenler. Hayatta herşeyin bir sırası vardır diyebiliriz. Öyle ya da böyle bir şekilde herşeyin bir sırası var. Hayatta kabul etmemiz gereken ilk şey bunun sona ereceğidir. Birgün öleceğimizi unutmamalıyız. Yarın ben burada olmayabilirim mesela.

Küllerinden yeniden doğmak gibi bir geri dönüş başarısı yakalamak için yanıp kül olmak gerekir. Ancak herşeyini kaybedersen, herşeyi yapabilme özgürlüğüne kavuşursun. Yaşadığımız acıların aslında yaşabileceklerimizin yanında hafif bir masaj gibi kalır. Herşey her an değişiyor. Kenarda ağlayarak geçirdiğin ve hep böyle dediğin kendi dünyan bile her an değişiyor. Her saniye zamanın azalıyor. Bunu kabul edemiyor musun hala?

Bu şarkı aslında asi çocukları öven ve kendi düzenini bozamayan, isminin altında kaybetmeyi göze alamayacağı ünvanlar taşıyan insanları, markaların tutkunu insanları, anlatıyor ve tamamen anarşik bir havası var. Ama şu gerçek var . Bu tür sistem karşıtı filmler aslında bireyleri daha çok sisteme bağlıyor. Çünkü cesaretsiz, melankolik ve çaresiz beyinlerin bu kadar güçlü bir sisteme baş kaldırmasını beklemek ejderhanın karşısına bir şovalyenin dikilmesini beklemek gibi. İşin ucunda prenses olmadı mı hiçbir şovalye yerinden kıpırdamaz. değil mi...

Çok ama çok çaresizliğe düştüğüm zamanlar oldu. Yani nasıl desem hayat bundan daha kötü olamaz dediğim zamanlar. Bundan yıllar öncesine kadar böyle değildim. En dibe vurmayı beklerken aslında bunun bir dibi olmadığını görüyorsun. Şu an kendimi dipte hissettiğim yer aslında daha önceki dipten daha da yukarda olması garip değil mi.. Minicik bir kemikten kafesin içindeki 1 kilo 250 kg'lık bir et parçasının içinde böyle bir sonsuzluk barındırıyor olması. Bu sonsuzluğun içinde kayboluyoruz.

Pes etmeliyiz.. Bu yarıştan, bu savaştan, çevrendeki gördüğün herşey zihnini yönlendirmek için. asla kendi kontrolünü sana bırakmıyorlar. Tüm hayatın boyunca yönlendiriliyorsun. Konuşmayı bile sana öğrettikleri harfler ve seslerle yapıyorsun. Düşündüğün fantastik şeyler bile bir başkasının düşüncelerinden doğmuş etkileşimler. Artık kabul et. Bataklık gibi kıvrandıkça, karşı koydukça daha çok batıyorsun. Derin bir nefesin sonrasında bunun sonuncusu olduğunu bilmek sadece tüm düşüncelerimizi serbest bırakırdı herhalde. Düşünecek o kadar çok şey var ki..

Uğruna kendi hayatından vazgeçtiklerin aslında kendi hayatlarını yaşamakla meşgul. Açtığın telefonların sürekli meşgul olması gibi. Senin aradığını asla bilemeyecek, asla sesini duyamayacak. Kum saatinde geride kalan birkaç tanenin düşüşünü görürken en azından yüzünde o mutluluğu taşımalısın. Kum saatini tersine çevirmek için elini uzatmalısın. Yaşadıklarını birşey mi sanıyorsun? Daha hiçbirşey görmedin bile...

Bu mükemmeliyetçilik, bu herşeyin tam olmasını isteme arzusu. Sanki elindeyken bunun farkındaydın. Kabul Hiçbir şey tam değil. Olamaz da. O sandığın kadar güzel mi? O sandığın insan mı? O senin için O mu gerçekten? Vazgeç.. Acının hafiflediğini hissediceksin.

Farkına var. Kabul et. Geçen her saniye seni, elinde kalan son şansı da kaçırdığın ana yaklaştırıyor. Bugün çoktan geçti bile... Ama bu senin hayatın ne yapacağına kendin karar ver.

Herkese iyi bir hafta diliyorum...


Live 4 it! Haftanın Klibi; 1. yılı kutluyoruz...



Live 4 it! Haftanın Klibi'nden herkese tekrar merhaba.. 54. klipte beraberiz. Bu hafta 1. yılı kutlamak istiyorum. 1 yıl 52 haftaydı ama biz 54. de kutlayalım. Önceki kliplerin melankolik havasını aşıp şimdi biraz neşelenelim. Bu hafta Pink - God is a dj ile bizimle birlikte.

Tanrı bir dj, hayat bir dans pisti ve sen de müziksin.. o sen'e kavuşmanız dileğiyle bu hafta hep beraber biraz hareketleniyoruz. Hayatı bir şekerci dükkanı gibi görmek gerekli bazen de. Tüm tatları beğenmeyebiliriz. Bazı şekerler acı bile gelebilir bize ama önemli olan o pis gülüşümüzü ve hayata olan sevgimizi kaybetmemeliyiz. Allah'ım kızma bize seni bir dj olarak görüyoruz ama hayat güzel harmoniye sahip bir müzik gibi geliyor kulağa. Bazen hüzünlü bazen neşeli.. Tanrı da bunu görmemizi istiyor bence. Sorgulamaktan ve hayatı zorlaştırmaktan kaçınmalıyız. Yaşamak o kadar farklı bir deneyim ki yaşamadan bilemiyorsunuz işte :)

Hayatımızın ritmini belirleyen şey de aşk değil mi? Bu ritmi hızlandıran da yavaşlatan da hatta bazen neredeyse durma noktasına getiren de aşk değil mi? Neyi sevdiğiniz önemli değil aşk ile neye bağlandığınız da. Hem onun doğru insan olduğuna gerçekten inanıyorsanız. Asla peşini bırakmayın. İyiler mutlaka kazanır. Bir de şey vardı. Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.. Öyle değildi di mi aslında ama hayat işte :)

Aslında böyle yaramaz olanları tanrı daha çok seviyordur. Sonuçta dogmatik ve düz kafa ile kaderciliğe inanmaktansa. Kendi koyduğu kuralları koyup düzenin bir parçası olmayan ve hayatın değerini anlamak hepsinden daha önemli. Allah'ım bana kızmıyosun biliyorum. Kötü biri olmadığımı da biliyorsun..

Şimdi hayata düzgün bakın ve kocaman mı yoksa minicik mi belki de orta ölçekli olan kıçınızı kaldırıp dans pisti olarak gördüğümüz hayatta yerinizi alın. Nasıl dans ettiğiniz önemli değil. Önemli olan "ben şansımı denedim" demek.. Hayatı nasıl gördüğünüz benim için önemli değil bu sizin gözlerinizin içinden belli olur ama elinizde olan kıçı kaldırıp hayatı yaşamak.. Müzikle veya yazıyla ya da ne bileyim bir matematik formülüyle. Bunları yapamayacak kadar yaşlandığınızda torunlarınıza hayatı ne kadar güzel yaşadığınızı anlatabilin...

Herkese iyi bir hafta diliyorum..

Live 4 it! Haftanın Klibi



Live 4 it! haftanın klibinden herkese merhaba. Bu haftaki klibimiz biraz eskilerden geliyor. Kenan Doğulu - Aşk oyunu bizimle beraber. Her an bizimle değil mi zaten aşk?

Oky ile tatile çıkacağımız gecenin gündüz saatleriydi. Pendik'te otururken bana "Düşünsene on sene sonraki karın şu an ne yapıyor?" Bu beni benden alan bir cümleydi. Bütün tatil boyunca aklıma takıldı "Şimdi benim karım nerede acaba?". Zira karım olacak birini tanıdığımı sanmıyorum. Bana tahammül edecek bir sevgili bile bulamazken, evlenmek? Neyse zaten hiç insan içine çıkmadığımdan ötürü aşık olabileceğim biriyle karşılaşma ihtimalim yok. Zira karşılaşsam bile iki kelimeyi biraraya getiremeyeceğimi ve o bana bişeyler demedikten sonra benim ona birşeyler diyemeyeceğimi biliyorum. Biliyorsunuz. O da bilecektir zaten.

Üstteki paragraf anafikirden uzaklaştı diye herşeye yeniden başladım burada. Şimdi düşünüyorum da yine onu neredesin acaba diye? Yani şu an deli gibi aşık olduğu sevgilisi onu affetsin diye özür diliyordur. Belki de bir başkasının kalbini öylesine kırıyordur ki onu terkederek. Tıpkı benim kendimi kaptırdığım gibi bir başkasını platonik olarak da seviyor olabilirdi. Sonra vazgeçmiştir benim gibi belki. Ya da sevgilisin kolları arasındadır şu an.. Oyy.. Ben de burada eski sevgilim diye ağlayayım. Gelecekteki için mi ağlasam? Aşk oyunu işte.. İçinde hep ağlamak var. Başlangıç noktasından geçince bir sevgili seçiyoruz sonra oyun bir şekilde bitiyor. O başlangıç noktasından bazen tekrar tekrar geçebiliyoruz onunla. Ama bazen daha 3 adım gitmeden yalnız kalıyoruz. Yeni bir aşk için ne yapmak gerek? Biraz sosyalleş diyorlar.. Ne biliyim. Aşk oyunu oynayalım. Büyük atan başlasın...

Bu oyunu oynamak, bu bir oyun olarak görmek. Bir oyun insanı bu kadar üzebilir mi? Monopoly oynarken 2 el kodeste beklerdik belki ama bu oyunda kalbin yıllarca bir kodese tıkılmış gibi oluyor. Acımasız kuralları olan bir oyun ama o kadar güzel ki kazandığın zaman. Sadece zaman geçirmek için oynayanlar, hayatını bu oyuna adayanlar... Hayatın amacı aşık olmak belki de. Live 4 love!..

Herkese iyi bir hafta diliyorum.

Live 4 it! Haftanın Klibi



Merhaba Live 4 it! okuyan ve artık neredeyse bir avuç kaldığına inandığım sevgili okurlar. Bu haftanın klibi Aslı'dan geliyor "Yardımcı olmuyor" bu haftanın klibi. Tüm kötü biten aşıklara, platonik aşıklara hayatta en güzel şey olan aşktan acı çeken herkese bu şarkı.

Geçen gün benim şu gayri meşru çocuğum yine aradı. "Baba!" diye açtı telefonu "Yavrum ben senin baban değilim." dememden hemen sonra bana "Ne yani ben babamın telefon numarasını bilemeyecek miyim?.." diye çıkıştı. Değilim yavrum değilim ya!.. Te Allahım yaa.. diye kapadım telefonu sonra yine aradı sesimi duyunca kapadı. Ahaha ya yok böyle bir çocuğumun olma ihtimali ama güzel oluyor arada aradıkça beni. Böyle gülmek güzeldi. Sonrası ise..

Sevgilimden ayrıldım.. Bu ona anlattığım son güzel anımdı. Bazen olmuyor. Çok sevmek ilişkiyi sürdürmek için yeterli olmuyor. Bana kattığı herşey için, hissettirdiği tüm güzel şeyler ve güzel hatıralar için ona teşekkür ediyorum.. Hoşçakal sevgilim dedim. Ben sana veda edemem dedi.. Kapatmak acı veriyordu. Ama bitti.

Hayat devam ediyor sevgili okurlar. Ne kadar zor da olsa, ne kadar güzel de olsa, ne kadar sıradan, heyecanlı,.. bir sürü kelime koyabilirsin başına tanımlamak için hayatı ama devam ediyor işte.

Pazar günü ALES vardı birçoğunuzun bildiği üzere. Cumartesi akşamı herkes Norveç - Türkiye maçına kilitlenmişti. Ben o sırada hastanenin acil servisinde bir sedyede yatıyordum gerçi. Migren'im varmış onu öğrendim. Ama bu kendime bakmamazlığım devam ederse, morgun alt katta olduğunu öğrenmiş oldum.

Gözlerimi açtığımda garip bir alet vardı gözümün önünde. Arkasında beyaz bir tavan. Duvar yerine o doktorlarda gördüğümüz paravanlardan vardı. Montumu örtmüşler üstüme. Kimse yoktu yanımda. Doğruldum, gözlerimi ovuşturdum. Artık rahat görebiliyordum. Bu sefer de iyiyim. İlaç verip istirahat için yatırmışlardı beni. Ben herhalde düşündüklerinden önce kalkmış olacağım ki annem babam ve kardeşim yemek yemeye gitmişler. Zaten tüm akşam peşimden koşturmuşlardı. Yemek yesinler biraz dinlensinler istedim. Elinde oyuncak ayısını sürüyerek yürüyen küçük çocuk misali montumu sürüyerek acil servisin koridorlarında yürüdüm. Tek isteğim biraz su içmek. Dışarı çıktım. hava soğuktu ama o serinlik beni okşuyordu, mutlu ediyordu. suyumu aldım geri döndüm ama yerim dolmuştu. Çok yaşlı bir teyze ağırlaşmıştı onu benim yerime yatırdılar oksijene bağladılar. Bakmak istemedim. En sondaki sedyeye oturdum herkesi görebiliyordum. Çok insan vardı ve benim dertlerim orda çok önemsiz göründü bana beni bu hale düşüren herşey aslında o kadar önemsizdi ki ama şimdi ne kadar da zarar vermişti bana. Şimdi daha iyi anlıyordum. İçeri girdiklerinde ailem beni öyle aptal bir gülümsemeyle onları karşıladığımı görünce çok mutlu olmuşlardı. "İyileşince nasıl da gülümsüyorsun sen öyle.." çok mutlu olmuştum bunu duyunca.

Yalnız kalmak istedim. Hiçbirşey yardımcı olmuyordu. Ben de yalnız kalıp çözmek istiyorum bunları. Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Dün gece tesadüfen karşılaştık. Aynı şeyleri hissediyorduk. Bu şarkıyı ona da hediye ediyorum. Hiçbirşey yardımcı olmuyor ama hayat devam ediyor.

Neyse ki şimdi iyiyim. Ehehe biraz daha büyüdüm o geceden sonra. Belki de birşey yardımcı oldu bana.. Kimbilir..

Herkese iyi bir hafta diliyorum. Sağlığınıza dikkat edin :)

Gökkuşağıydı eski sevgiliden ayıran..

Üşüyorum şu an. Islak saçlarımdan boynuma damlayan su damlaları, gökten bardaktantan boşanırcasına yağan yağmurun tanelerinden daha soğuk geliyor. Kendimi üşümemek için sıkıyorum ama bu daha çok üşümeme sebep oluyor. Bu tıpkı terkeden sevgilinin arkasından ona ulaşamaya çalıştıkça bu çabanın onun senden daha da uzaklaştırması gibi. Kendimi salıveriyorum yağmura daha da ıslanıyorum ama o zaman da bu rahatlık o üşümenin verdiği rahatsızlık kadar tatmin etmiyor.

Sigaram giderek daha çok ıslanıyor. Tüm vücudumda ısınan tek yer avucumun içi. Sigaranın dumanı avucumu bir parça ısıtıyor. Her yer soğukken oradaki bir parça ısınma diğer tüm vucüt için bir umut gibi. Ama o umudun boşuna olduğunu biliyosun tıpkı onun bir daha asla dönmeyeceği gibi.

Ne kadar kalın ne kadar iyi olursa olsun bir şekilde artık içine işliyor yağmur. İçeri girmesine izin verdiğin yağmur damlalarından dolayı irkiliyorum. Titreyen bir ses ve ardı ardına gelen kısa nefes alışverişleri. Sigara dumanıyla ağzından her şartta çıkan su buharı artık birbirine karışıyor.

Ne kadar bakarsan bak etrafta onu göremiyorsun. Ne kadar çabalarsan çabala ona ulaşamıyorsun. Yağmurun altında durduğun sürece ıslanıyorsun. Sonra bir an geldi ve bıraktım... Artık kendimi zorlamadım. Islandım. Sanki göğe yükselip de bulutlara ermek gibi. Onsuz bir hayatın da tıpkı ıslanmanın verdiği bu tat gibi güzel olabileceğini gördüm. Güle güle dedim. O bunları duyamayacak kadar uzakta aynı şehirde aynı göğe bakıyor olsa da. Artık asla ama asla bu aşılmaz duvarı yumruklamamaya karar verdim. Sen gitmiştin artık. Sonra gökkuşağına baktım Tüm bu kasvetin içinde o kadar güzeldi ki. Ulaşılmaz bir güzellik. Kendine hayran bırakıyor kendisini görmek isteyenleri bu zorluğu çekmek zorunda olduklarını söylüyor.

Islandım. Çok hem de. Ama şimdi aklımda sen yoksun. Güle güle dedim. Aslında ilişkimiz şimdi bitmişti. Ben de bıraktım sen bıraktıktan aylar sonra oldu ama evet bıraktım. Artık yabancıyız. Geçmişte karşılaşmış. İki yabancı. Yağmurdan sonra ne yapacağımı düşündüm. Nikotinin acı kahvemsi tadını içinde barındıran derin bir nefes aldım. Theoden'in şiiri aklımdaydı hep bana umutsuzluk aşılayan..

Where is the horse and the rider?
Where is the horn that was blowing?
They have passed like rain on the mountains.
Like wind in the meadow
The days have gone down in the west
Behind the hills. Into shadows.
How did it come to this?

Ben bunu ilk söylediğimde hissettiklerimizle şu ana bakınca evet. Nasıl bu hale geldik? diyordum. Ama evet günler batıda batmıştı. Ama ertesi günün şafağında güneş yine onun doğuşunu bekleyenler için doğacaktı. Şimdi sana veda ediyordum. Güle güle..

Sonra eve geldim. Başka bir kararım vardı. Bundan emin olmak istiyordum. Evet emindim.

Live 4 it! Haftanın Klibi



Live 4 it! Haftanın Klibi'nden herkese merhaba!.. Öğrenciler olarak sınav haftalarını yaşıyoruz. Hepimize kolay gelsin, sınavlarımız iyi geçsin, yüksek yüksek notlar alalım inşallah dileklerimi dileyerek haftaya başlamak isitiyorum.

İşte sonunda yağmur, fırtına, gri bulutlar geldi. Oley!.. demek kalıyor sadece geriye ve bunun tadını çıkarmak.. Bu haftanın klibi de bu havalara yakışır bir şarkı olsun. Geri Halliwell - it's raining men Live 4 it! de haftanın klibinde bizimle birlikte..

Herkese iyi ve yüksek notlu, sınavların güzel geçtiği bir hafta diliyorum...

Deleted Scenes Extended Edition

Şimdi geriye dönüp baktığımda daha rahat görüyorum yaşanan herşeyi. Şu anda baktığımda da yaşanabilecek herşeyi. Geleceğe kadar gördüklerimin hepsi birer rüya gibi kehanet belki de öngürü daha bilimsel olarak konuşmak gerekirse ki fiziğe olan aşkım beni böyle konuşmaya itiyor. İki gündür zor nefes alıyorum ve 2 haftadır da çok kilo aldım ki 5 kiloya ulaştı ne oldu bilmiyorum kendimi bıraktım sanırım. Rejenerasyona ihtiyacım var ve buna başladım şimdi. Nereye gideceğine karar vermeden önce nereden geldiğine bakmalı.

Geçmişe her bakışımda keşkeler birçok cümlenin başında yer etmiş, sonu yalvaran kelimelere mahkum olmuş cümleler geçmişi anlatan hikayenin neredeyse tamamını oluşturmuş. Şimdi düşünüyorum da hala o hikayeyi seviyorum. Birçok kez tekrar etmeme rağmen hala güzel hala birşeyleri farkediyorum nasıl da görememişim dediğim. Geçmiş bir film gibi belki de hikaye gibi değil gözümün önünden geçiyor her seferinde bir başka kesilmiş sahne eklenmiş bir şekilde o yüzden her izleyişimde yeni sahneler. Oyuncuların aynı olması kaçınılmaz, kesilmiş sahneler...

Herşeyin harika olduğunu sandığım dünyamda aslında hiçbirşey göründüğü gibi değilmiş. Hani şimdi tanrıya inanıyorsun da öldüğünde bir bakıyorsun tanrı yok.. Hiç tanrıya inanmıyorsun hayatın boyunca ama gözlerini son kez kapatıp açtığında ben buradaydım bak diye karşında duruyor olduğunu görmek gibi...

İki bölüm okumak, birçok projede yer almak, sorumlulukların altına korkmadan girmek, ne biliyim aklına esti diye tur organizatörlüğüne girişmek, içmeye gitmek, her şeye el atmak, yeni insanlar tanımak,.. ama tüm bu koşuşturmacanın içinde hala tatminsizlik ve keşke demek.. Ben yaşamıyorum. Burada sadece zaman öldürüyorum. Evet bunu farkettim sadece bunu da yaptım demek için herşeyin peşinde koşup sadece zaman öldürmek. Ama daha da fazlasını yapabileceğini bilerek..

Bu yazdığım geçmiş geleceği mühürlüyor. Yaşanabileceklerin önüne set çekiyor. Mesih'i beklemekten başka yapacak birşey yok. Şimdilik...

Live 4 it! Haftanın Klibi



Live 4 it! Haftanın Klibinden herkese merhaba. Bazı söylentilere göre artık blog kariyerinin sonuna geldiği öne sürülen biri olarak ehehe :) diyorum daha bırakmadım. Buradayım. Olur böyle zamanlar diyorum sadece. Bu haftaki şarkımızda dediği gibi ama "Kolay değiiil..."

Bu haftaki şarkıyı özellikle seçtim ki çok hoşuma gittiğinden mi desem yoksa sözlerini yaşıyor gibi olmamdan mı. Beni hiçbirşey güldürmüyor.. değil mi. Aslında beni hiçbir dert öldürmüyor. Kırarım canımı acımadan bir de. Acılarından kurtulmak için kendini kandırmak..

Delikanlı adama ağlamak yakışmaz mı? Bence içinde hala atan bir kalp taşıyan herkes ağlayabilir. Sevgiyi yaşadıkça ağlamaktan kaçamıyorsun. Sevinçten ya da üzüntüden. Dışarı vuramayanlar da ya da vurmak isteyenlere ne kadar saygı duyuyorsak dışarı vurmaktan çekinmeyenlere de aynı saygıyı göstermek gerek. Hata dışarı vurabilmek cesareti de gerektirir.

Terk eden sevgililer yerine çirkin kadınlar... Bişey diyemiyorum artık.

Herkese iyi bir hafta diliyorum.. Kolay değil ama başarılamayacak birşey de değil..

Deleted Scenes

Sanki herşey bugün başlamış da dün bitmiş gibi. O kadar uzun süre geçmiş ki üzerinden artık hiç unutmayacağım kadar kazınmış. Hala acıyor. Sanki beş dakika önce elime batmış bir diken kadar taze o kadar az zaman geçmiş gibi üstünden.

Herşey bu gece yeniden başlarken, gelecek şekillenirken ve her kelimesini kendim yazdığım kader dediğimiz kitapta tam da çizgisiz kağıda kelimeleri dümdüz ve okunaklı yazarken, sadece hüzünlü cümlelerde adın geçiyor. Bazı harflerin mürekkebi üstüne damlayan gözyaşlarından dağılmış. Kötü duruyor. O sendin... Senden önceydi ama biranda o, sen oluverdin.

İrademe karşı neden bu kadar zayıfım? Yüzmekten yorulunca suyun insanı içine çekmesi gibi. Yine içine çekiyor beni. Dibi görünmeyen kapkaranlık bir denizde tek başına... Seçimlerinden pişman olmamam gerektiğini kendime kabul ettireli epey oluyor.

Ben, bu gece hiç olmadığı kadar sana sarılmak isterken. Karanlıkta, seni sadece dokunarak görmeyi bu kadar isterken. Bu gece ama sadece bir gece daha. Sen nerdesin?...