o kediler birinin kucağına bu kadar mı yakışırdı :)

cocacola light beyne çok zararlıydı di mi haklısın. hafızaya çok zarar ama seni unutmamı sağlayamıyor işte. bu anı çekmek ne kadar da mutlu etmişti beni ama sen bilmiyodun işte.
duman dinlemek istiyorum demiştin. ben de dinliyorum işte sabahtan akşama dinler oldum zaten. köprüaltı' nı çok sevdim, en sevdiğim o mu değil mi bilmiyorum. ama tüm sözlerini sana bağıra bağıra söyleyecek kadar gitar çalmayı bilseydim inan bana yapardım. ama şimdilik sadece winamp' a eşlik ediyorum. ama yeterince iyi çalarsam sen birgün beni izlemeye gelir misin?
yeni hikayeme eski bir yerden mi başladım ben? devamı mı olacak bu? eski kitapda yer olmadığı için mi yeni birine başladım, yoksa burası sadece bir önsöz mü? bilmiyorum. açıklayamıyorum çoğu zaman davranışlarımı. anlamsızca gözlerimin dolmasını bile açıklayamıyorum bazen. ya da bunu yazarken neden boğazımın düğümlendiğini ve zor nefes aldığımı. kendime zararım var sadece galiba. biri kafama vurup da benim hafızam sıfırlanmadıkça Live 4 it! biraz zor düzelir gibi geliyor. ama elime bir gitar alıp sahneye çıkmak da istiyorum. sana şarkılar söylemek istiyorum. ama belki de sahneye çıkıp takım elbiseli insanlara hidrojenli araba teknolojileri hakkında konuşmak tek seçeneğim olacak gibi. ama ne olursa olsun birgün beni izlemeye gelirsin di mi? sen gelene kadar en önde hep bir yer boş olacak. bir başkası oturmak istemeden sen gel lütfen. yoksa biri gelip oturmak isteyecek belki de ben de o zaman hayır diyememiycem. ya da ben birine lütfen buraya otur diyecem. belki de oturmak istemeycek belki de sahneye beraber çıkmak isteyecek. bilmiyorum, ne olacaksa biraz çabuk olsun lütfen.
kendimi bırakmak istiyorum bazen nehirin akışına bırakır gibi ama sonra olmuyor ki hep suyun dibine tutunuyorum gitmek istemiyorum. senden uzaklaşmak mı? asla! ama nehir giderek sert akıyor, suda bir sürü pislik var yüzüme çarpıyorlar. hepsine dayanabilirim hala ama su giderek derinleşecek bi süre sonra tutunabileceğim bir dip kalmayacak ve ben o zaman istesem de istemesem de suyla beraber gidecem.senin yanına çıkabilir miyim? teknende bana da yer var mı? yolumuz aynı yöne doğru olabilir mi diye düşünüyorum o zaman için. ben kendi teknemi sana biraz olsun yaklaşabilmek için kayalıklara sürdüm ve geçerken kendi açtığım deliklerle batırdım. senin yanında kendime bir yer bulabilir miyim acaba? aynı yöne gidelim lütfen beraber gidelim demek istiyorum sana sonra da gerçek yüzüme çarpıyor soğuk rüzgar gibi keskin,
yolumuz ayrı biliyorum..
Cuma, Temmuz 21, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
18 temmuz 2006 salı eroy günlüklerinde mutlaka önemli gün ve haftalar köşesinde yer alacak. çünkü bugünü senle geçirdim ilk defa. nerdeyse tüm gün seninleydim. biraz da benim yalvar yakar davranışlarımla oldu ama olsun :)
fal bile baktırdık. falcı kız açtı fincanı ve.. bana ilk sözleri:
hmm sen de karamsarlık görüyorum. yalnızlık çekiyorsun uzun zamandır. birini o kadar çok düşünüyosun ki. mesela 20 saat ayaktasın günde kalan 4 saatte de uyuyosun. hayatta şu an bir amaç arıyosun.
aha da bu kesin benim blogu okumuş ordan söylüyo dedim :P
sonraki söyledikleri de doğruydu gelecekle ilgili birkaç tahminde de bulundu. güzeldi.
ama en çok da senin hakkında söyledikleri doğruydu ya nasıl da kız bizi sevgili sanmış :) falı ona göre açınca hep benden bahsetmiş sana sen de şaşırdın di mi. sana önce bakmıştı nerden bilecekti benim hakkımdakileri. neyse artık hiçbirşeyin önemi yok artık.

sonra falı bırakıp senin hakkında konuştuk. bana aslında ne kadar kararsız olduğunu ve hayatında neşeye ihtiyaç olduğunu söyledi. bunu da ona sen verebilirsin dedi. ama çok uğraşman gerek. uğraşmak mı? sorun değil tabii ki dedim. ama ilerisi belirsiz dedi. ben de zaten güzel bişey söyliyceğini zannetmiyordum, umudum yoktu.
bu yazıyı yazdığım günü de senle geçirmek iki gün ardarda, bende nirvana etkisi yaptı :) neyse bugün de güzeldi. bazen öyle konuşuyorsun ki, bir sonraki sözünde sarılacaksın gibi geliyor. ama şimdi kafan dolu di mi okul işleriyle dolu kafan, erasmus ne bela bi olaymış sen git gel belki döndüğünde farklı olur herşey. gerçi artık bir anlamı yok.
nasıl olur da 10 dakikada bir insan bu kadar değişir. bir an dondurma yiyelim mi diyosun 10 dakika sonra bir daha görüşmeyelim okul işlerim varken.. ama ben ne kadarına dayanabilirim ki? yine de tüm akşam oturup senin işlerin için uğraştım. gerçi yine bir anlamı yok.
ben bugünün geleceğini biliyordum. başladığı günden itibaren hem de. ben elimden gelenin fazlasını yapmak için uğraştım. sadece arkadaş kalacağız dediğim halde sen de mi inanmadın buna. ama ben yapıyorum bazen o kadar kararsız ve karamsar görünüyosun ki bunu değiştirmem gerek diyorum işte bu yüzden herşey rayından çıkıyor.
ama, ama, ama bu akşam değişti herşey. sanırım buraya koyduğum ilk ve son fotoğrafımız ama ben senin yüzünü göstermeyen bir foto çektim ki buraya koyayım.

iki günde ne değişik yerlere gittik. yemek yedik beraber, oyun oynadık, karakola, hastaneye, sağlık ocağına, adliyeye gittik. sanırım bu bana yetti diyeyim. benim bu ufak eğlenceye ya da avunma mı desem, ya adı ne olursa olsun işte buna ihtiyacım vardı. yetmese de artık sınırı ne kadar zorlayabilirim ben de bilmiyorum.
ama tüm bunlar senin işlerini halledebilmek içindi bundan sonraki buluşmalarımız hep iki iyi arkadaş gibi olacak. ben bunu yapabilirim, işte seni o kadar çok seviyorum.
bundan aylar sonra belki tekrar açılabilecek ümidiyle şimdilik bu hikayeyi eroy günlüklerinde geriye boş birkaç sayfası kalmış şekilde bitiriyorum. son yazıp birkaç kez sildim, üstünü karaladım ama bu sefer son yazmayacağım. onu yerine birkaç boş sayfa bırakıcam, belki sayfalar sararıp da yazılar yavaş yavaş dağılmaya başlamadan birkaç kelime daha yazabilirim ilerde ya da gerçekten büyük harflerle son diyebilirim.
o zamana kadar eroy hep mutlu yaşadı diye bitecek yeni bir hikayeye başlıyorum. içinde belki de bir prenses bile olur ( gerçi bunları yazdıktan sonra hangi kız bana bakacaksa artık :) ) ve gerçekten eroy' un mutlu sonla biten bir hikayesini yazarım buraya. şimdi bir başlangıç yapıyorum. hmm.. nerden başlasam?
Çarşamba, Temmuz 19, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bugün güzel bir gündü.
herşey daha iyiye gidecek. nerden mi biliyorum?
bilmiyorum ki.
sadece inanıyorum. hissediyorum sana bakınca..
hayatım yeniden neşeli olacak.
evet, olmalı..
Salı, Temmuz 18, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
evet sadece seni düşünüyorum ya olmuyo atamıyorum seni kafamdan. ne yapsam da sana kendimi kabul ettirsem diye düşünmekten alamıyorum. birgün tekrar karşılaştığımızda çok geç olmasın lütfen seni seviyorum diyebileyim yüzüne karşı..
bu kadar çaresizce kalıp düşünmeye başlayınca alakasız konular aklıma geliyor bazen. hayır seni yine düşünüyorum zaten ama yine de aklımın bir başka ucunda kimseye çaktırmadan sırtımı herkese dönüp düşünüyorum. neyiz biz? amacımız ne? herşey bir sınav mı? sınavsa ben nasıl seçildim bu sınava? lan bunlar zaten bilindik sorular sen sadede gel diyenlere biraz sabırlı olun diyorum. yatıp tavanı seyrederken ve msn e senin gelmeni beklerken sakin müzikler dinliyorum tüm gün. o kadar sakin oluyorum ki erecem zannediyorum bir an. herşey kızılderilileri düşünmemle başladı. sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim kendimce kaybettiğim yaşama amacımı tekrar kazanmam için bundan önce insanların yaşama amaçlarına bakmak gerek diye düşündüm. sanırım başlarda doğru dürüst yazamayacam ama yazdıkça daha güzel olmasını umuyorum. nerden başlamalıyım? hmmm... evet tamam. bugünden başlamalıyım.
bungün günlerden ne? 17 temmuz 2006. Hz. İsa' nın doğumunu 0 kabul ettiğimize göre sadece şu an bile 2000 yıldan uzun bir tarih var elimizde. miladın da öncesine bakalım. ne zaman başladığını bilemedeğimiz sadece tahminde bulunduğumuz bir zamandan beri insanoğlu olarak bu dünyayı evimiz kabul ettik. kabul etmek zorunda kaldık. yeni bir ev arayışına girdiysek de bir türlü içinde bulunduğumuz ve her tahtasını bir böcek gibi kemirdiğimiz bu ahşap, eski, etrafı eskiden içinde sonsuz sayıda ve çeşitte hayvan olan yeşil bahçelerle ve içinde yine sonsuz sayıda ve çeşitte balık olan mavi havuzlarla çevrili evden başka bir yerde ev bulamadık. evden kaçmak isteyen, kendini suçlu hisseden bir çocuk gibi burayı terketmek için elimizden geleni yapıyoruz. bilmiyoruz ki koca bir bozkırın ortasında bir tek bu ev var ve dışarda sürekli gece hakim. öğrenicez birgün elbet. o zaman insan kendisinin ve başkalarının hayatının değerini anlayacaktır.
ne kadar zamandan beri insanlar olarak biz varız? 10 bin mi? 20 bin mi? 500 bin mi? ne kadar tam olarak? bana bir tarih söyleyin de merakımı yeneyim ben de. sonuçta bir şekilde varız biz bu dünyada nasıl ve ne zaman geldiğimizi hep tartışacağız bu yüzden birbirimizi bile öldüreceğiz hatta.
öldürmek mi? nasıl oluyo bu dediğin? yaşayan birşeyi öldürmek ve onun bir daha asla geri gelmeyeceğini de biliyorsun. uzaktan bir bakınca doğa ana karşısında pek de bir güçsüz pek de bir cılız görünmüyor mu insan? en basitinden üstümüzde bir kürkümüz yok! her tarafımız açıkta. her hayvanın var ama bizim yok. onun yerine biz onları öldürebilmeyi biliyoruz sırtlarındaki kürkleri alıp ısınalım diye. tek tek bakınca bi işe yarayacak pençemiz veya dişlerimiz yok. bireysel olarak sıfıra yakın bir varlık gibi ilk zamanlarda insan ama doğada hiçbir canlıda olmayacak kadar akıl da bizde var. kalem kılıçtan keskindir sözünü düşünce pençeden güçlüdür diye değiştirebiliriz o zaman. ve en başından beri doğru olan en vahşi hayvan insandır da bunu kanıtlayıcı sözlerin arasında kendine yer buluyor. insan da bir hayvan mıdır? zor bi soru.
düşünsenize ilk zamanlardaki insanları nasıl da bize göre ilkeldiler. ne yiyip ne içtikleri belli değil diye düşünüyoruz biz. erkeklerin hiçbiri beckham gibi değildi di mi. ya da kadınlar da angelina jolie gibi değildi ve olamazdı o zamanlar. nasıl insanlardı acaba? manken gibi olanlara şimdiki gibi bakmıyorlardı herhalde cılız ve işe yaramaz gibi mi görüyorlardı? yoksa yine kavga ediyorlar mıydı güzellik için? yoksa hangisi daha güçlü kadını alacak diye mi kavga ediyorlardı. ya da manken gibi kadın kavramı ne zaman doğdu? vücudun pürüzsüz hatları ne zaman önem kazandı? zaman ilerleyip teknoloji geliştikçe insanın zevkleri daha önem kazanıyo tabii ki nasıl olsa hayatta kalmak için avlanmasına gerek yok ya da gece mağarada uyumayacak. çalışmak zorunda ama eskisi gibi değil tabii ki.
ölen birinin ardından ne yaptıklarını merak ediyorum ben esas. geri gelmeyeceğini anlamaları kaç yıllarını aldı? ya da en baştan beri biliyorlar mıydı? mağara duvarlarına çizdikleri resimlerin anlamı neydi onlar için? sanat diye bir düşünce mi doğmuştu onlarda da? yoksa gelecek nesiller nasıl yapıldığını öğrensinler de zorda kalmasınlar diye tamamen doğacak torunlarını düşündükleri için ortaya çıkan koruma ve şefkat duygusu muydu onlara bunu yaptıran?
hep bi daha fazlasını isteme duygusu hakimdi zaten bize ezelden beri o yüzden yerimizde rahat edemedik. ormanlarda ve mağaralarda yaşamak sarmadı bizi bişeyler yapmalıydık ki daha rahat yiyelim, daha rahat uyuyalım. yavaş yavaş keşfe başladık. sonucu belki de kendi sonumuz olacaktı ama birşeyler icat etmeye başlamalıydık artık..
devam edecek..
bir şekilde etmesi için çabalıycam :) taa ki tekrar sevgi seli, konfeti yağmuru, serin kum kızgın dalga ilişkisi ( pardon tam tersi olacaktı :) ) gibi mutlu neşeli oluncaya kadar..
Pazartesi, Temmuz 17, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
ne doğru dürüst yemek yiyorum ne de uyuyorum. hergün 6 da kalkıp akşam 9 da eve geliyorum. 9 kilo vermişim bu ay pilim bitecek yakında ama bunların aksine hiç bu kadar dinç olduğumu hatırlamıyorum.
tüm bunların yanında o kadar büyük bir boşluk hissediyorum ki şu an. sebebini de biliyorum. tüm amacım senle konuşmaktı evet veya hayır bile anlamını yitirmişti bi yerden sonra. şimdi ise herşey bitti. artık arkadaşız ama benim bir amacım kalmadı ki şimdi. bu kadar mı çok düşünüyordum seni? her zamanımı işgal ediyor muydu bu kadar? şu an bile düşünüyorsam birşeyleri yanlış mı yaptım ya da birşeyleri eksik mi söyledim?
eroy:niye öyle bakıyorsun?
-bi insan kendi kendini nasıl mahveder ona bakıyorum
bu söz içimi acıttı. bir arkadaşım söyledi bunu. haklıydı galiba. ne yapıyorum ben? hala mı dibe vurmaya çalışyorum ne dipsiz bi yermiş burası!
live4it! in okuyucu sayısı da giderek düşüyor artık diğerleri de aslında benden bişey olmayacağını anladılar sanırım. ben de bişey yapamıyorum zaten. benim dışımda herkes haklı. ben bu kadar çok mu yanlış yapıyorum?
sen son yazımı okumuşsun. kendini kötü biri gibi hissetme lütfen sen ne yaptın ki? ama sağ alt köşede arşivlere bak bi ara sana söylemediğim, senden sakladıklarımı da oku. oku ki benim içim rahat etsin. hatta yorum yaz. ne garip bişey olur insanın kendi hakkında yazılanlara yorum yazması. zaten saçma da olur ne yazıcan yorum olarak. ama yorum yazılmasını çok seviyorum ben. sen neden yazmayasın.
bugün berbat hissediyordum kendimi. hatta sana mail atacaktım ne yazdığımı tam olarak ben de anlamamıştım aslında ama huyum bu bir kez yazınca tekrar okumuyorum. o yüzden ki sözlerimi geri alamam şarkısını çok sevmeye başladım. ama bir an arkadaşlarla şakalaşırken çok içten güldüğümü farkettim amma da özlemişim.tekrar güleceğim şeyler yazacağım artık. yazmalıyım çünkü farkettim ki bu şekilde gidersem çok kötü olacak benim için kendimden korkmaya başladım.
bir yerlerden başlamalıyım artık ama nerden başlasam ki? en son yol ayrımındaydım di mi ben..
Cumartesi, Temmuz 15, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
o sendin.
şaşırdığını görünce ne diyebilirdim ki sana? şaşırmıştın, ama benim hatam herşey. ben karşında durup da söyleyemedim ki. ama şimdi biliyosun işte. yeşilliğin ortasında oturuyoruz. senle burda konuşmayı o kadar uzun zaman beklemiştim ki. işte karşımdaydın tam da karşımda değildin yanyana oturuyoduk gözlerinin içine bakabiliyodum artık ama çok da değil sadece sen bana bakmadığın zamanlar.
oraya gelmeden önce sen hocayla konuşurken sadece sana bakıyodum ki bir daha bu şekilde rahatça seni nasıl izleyecektim? ama hoca benle konuşmaya başladı. hocam bırakın benle konuşmayı onun işini halledin önce bırakın gitsin, istediğini her zaman yapabilsin. senin yardımına ihtiyacım var biraz konuşalım mı? evet dediğin zaman bu kadar uzun zaman beklemem zona erecekti biliyorum. son bir kez daha senle konuşma çabamdı bu. kötü bitecek ama bitsin artık. kahraman ölsün de film kötü sonla bitsin bu sefer. ne olacak ki? mutlu sonla biten onca film varken kötü sonla biten bir avuç filmin ne anlamı var.
o sendin! evet sendin! ben bunca zaman senden bunu sakladım. salyangozların geçip de iz bıraktığı taşa oturduk işte ben orda dün yatıp gökyüzünü izledim. biraz ilerde sen sevgilinle otururken. ama siz orayı bilmiyorsunuz benim herkesten saklandığım yer. sana niye kızayım ki? nerden bilebilirsin senden o kadar özenle sakladığım herşeyi. dedin ya zekisin evet tüm zekamı buna kullandım aptalca, duygularımı saklamak için.
lütfen en azından hayır de bana içim rahat etsin veya siktir git! de. ama "evet diyemem de.." diyosun hayır de diyorum arkadaşlığımızın bozulmasını ben de istemiyorum diyosun. "sen bana bağırıp çağırsan da kızmam ki sana diyorum" haklısın çünkü.
bunca zaman burda sayfalarca yazı yazdım. aylardır senin için yazıyorum ben buraya birgün göresin diye. ama sen onu başkası zannetmişsin. hayır işte o sensin, sensin ya başkası değil!
seni seviyorum diyemedim, o sendin dedim. ne kadar aptalca di mi. aslında diyecektim ki, seni seviyorum ama sen hayır diyemem dedin. o zaman seni daha çok sevdim. boşuna sevmemişim ki seni! ne kadar iyi bir insansın diye sarılasım geldi.
biz konuşurken arada insanlar gelip geçiyor çok sık değil ama geçiyor işte. yok biz sevgili değiliz bakmayın öyle göz ucuyla. her zaman gördüğünde selamlaştığım hocam bile bizi birlikte görünce bakamadı bize.
birkaç espri yapıyorum arada biraz sana olan hislerimi anlatıyorum. sen konuşmuyorsun fazla, sessizliği de ben kaldıramıyorum o an. biraz ssana baktım. gözlerine baktım yan dönmüş yüzünün hepsini göremesem de, ben bunları hissedip o an yazıyo gibiydim. sanki blogda oturmuşuz da yazı yazıyorum sana bakarak, bir ressamın modeline bakarak resim yapması gibi. sen diye başlayan onlarca cümle geçiyor aklımdan. hepsini söyleyemiyorum. "4-5 aydır sadece seni düşünüyorum" acaba bunu tam olarak anladın mı? ben cümlelerimi tam kurabildim mi? senin için stajımı iptal ettim okulum bu yüzden uzayacak, hepsinin sebebi aynı dersi alıp vakit geçirebilelim diye. gerçek olduğuna inanamadın di mi? ama ben daha da fazlasını feda edebilirim.
dün seni okulda gördükten sonra sana kızmıştım. hani gelmeyecektin? ama karşıma çıktın işte yanımdan geçtin beni görmeden ben de gelmeyecektim arkandan ama dayanamadım işte. sinirimden ağladım ilk defa, hem de kusarken! hem ağlayıp hem kusmak ne garip bişeymiş. ama sana kızgındım taa ki o sendin dediğimde yüzünde o şaşkın ifadeyi görünceye kadar. bunu sana söyleyip seni sıkmak istemedim. boşver önemi yok. bugün sana tekrar aşık oldum.
artık kalkalım di mi. bitsin artık bu anlar ben bunları sana söylebildim sonunda. üzgünüm seni üzdüysem. yarın yine görüşeceğiz zaten sabah ders var. yine yanına oturacağım ama artık farklı biri olarak, konuşurken hiçbirşey saklamama gerek yok. bir anda aydınlandım demiyorum ama farklı hissediyorum şu an. keşke bunu yazarken çocuk gibi ağlamasaydım, klavyenin arasına girmeseydi gözyaşlarım. hep orda kalırlar gibi geliyor. sen bunu okursun diye yazmıyorum. ya ciddi ciddi oturup ağladım lan! salak mısın çocuk gibisin resmen diyebilirler ama ben bunu yazarken bile hala ağlıyorum. o yüzden yavaş yazıyorum arada elim ıslanıyor gözümü silerken, burnum bile akmış gidip sileyim. aynada kendime baktım kendimden utanmak için bir daha asla böyle olmamak için.
ben bu tarafa gitmeliyim. bu tarafa. senin gittiğin yönün tersi olması ve merdiven olmasını ben düşündüm yürürken bir an. aklımda öyle kalsın güzel olsun son sahnemiz. el sıkışırken bunun ilk ve son el tutuşmamız olması da senin için olmasa da benim için önemliydi.
ben giderken hiç arkama bakmadım. son kez kapıdan girerken dönüp baktım. sen arkadaşınla karşılaşmışsın konuşuyodun. evet.. gerçekten de bu sefer bitmişti.

Salı, Temmuz 11, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy

birini seçmem gerek artık. ama gideceğim yönü seçmek için biraz düşünmem gerek. biraz uzun sürebilir..
Pazartesi, Temmuz 10, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bugün senin günaydınla başlayan mesajınla uyandım. uyandığında melek görmek gibi birşey :) yarından sonra yazı yazamadım bi türlü. neden yazamadım ki? belki de hiç bu kadar boşlukta hissetmemiştim. buraya ne yazabilirim ki? gelemediğini olabilir mesela, ya da ondan sonraki günler de aynı şeyi tekrarladığını ama daha istanbul' a gelememişti ki o yüzden gelemedi. ama yarın gelicek di mi? evet gelicek. bu sefer söyledi yarın görüşürüz dedi. zaten söylemek istediklerimin hepsini söylemedim mi? evet söyledim. ama tek eksik vardı. o dediğim, sensin onu söyleyemedim. tam da söyleyecekken mi içeri girerler? ya da eray şuna bi baksana diye başıma dikilirler? bi gidin de diyemiyorum ki. uysal insanım işte :P
herşeyi anlattım sana daha ne anlatabilirdim ki? 4 aydır hissettiklerimi söyleyince 4 ay uzun bir süre dedin. ama bilseydin senin için olduğunu ne derdin? sadece o sensin demek kaldı. hepsini biliyorsun artık. burda yazanları görseydin kızar mıydın? iyi ki görmemişsin zaten. okusaydın böylesine umutsuzca yazabilen birini ne zannederdin?
"keşke daha fazla konuşsaymışız" dedin. "sadece merhaba merhabamız var ders dışında" dedin. acaba "ben mi soğuk davrandım?" sen bunu dediğinde benim neler hissettiğimi sana nasıl anlatabilirim ki? sende bir hata olabilir mi? asla! herşeyi ben üstlenebilirim. ben, ben, ben herşeyi kabullenebilirim sorun değil. neyse daha çok konuşuruz artık demen niye beni sevinç yerine üzüntüye sürekledi ki? biliyorum sebebini çünkü son sözümü söyleyemedim daha. sen kalktın.
bunları yüzüne söyleyebilirdim? yazmak daha kolay tabii ki. resmini de koymamışsın sana bakardım yazarken yine elim ayağıma dolaşırdı belki. ama yok kafamı eğip sadece harflere bakarak yazmak, giderek daha da hızlı yazmak kolay. hissettiklerini tam olarak anlatmak için harfleri bir araya getirmek, onlardan kelimeleri oluşturmak, bunları anlamlı bir diziye sokmak, bu diziye duyguyu yükleyebildin mi diye düşünmek, acaba yanlış anlaşılır mıyım süzgecinden geçirmek bunları yapmak bir salise alıyor ama söylebilmem için aylar gerekiyor. sonra günü geldiğinde hepsini söylemek bir dakikamı bile almıyor ama yaptığı etki ömür boyu sürüyor.
"dinlemeyi severim" diyorsun ya ben de anlatmaya bayılırım sana istersen bu 4 aylık süreyi saniye saniye anlatayım, hepsi birer edebi eser gibi olur. sen istedikten sonra neyi yapamam ki? sandığım da zekisin diyorsun. evet öyleyim ama hiçbirşeyi düşünmüyorum ki senden başka, buna rağmen böyleyim evet oturup da yapamayacağım iş yok. ama seni düşünmeyi hepsinden daha çok istiyorum.
birbirimizi daha iyi tanımayı ben de isterdim. "dışardan renkli bir hayatın var gibi görünüyorsun" neşeli insan olduğum içindir. 24 saat komiğim dediğimde tüm sınıfı güldürdüğüm gibi seni de güldürebilirim. ama dedim ya içimde öyle değilim ama benim yüzümden kimsenin eğlencesini bozamam. çağırdıklarında onlarla beraber giderim, hayır diyemem. orda hep gülelim diye herşeyi yaparım. sanki hiçbirşeyi takmıyo gibi görünüyorum di mi? ahaha.. öyle değil işte. benim yüzümden başkalarının eğlencesi bozulmasın. ben sadece araziye uyum sağlıyorum bir süreliğine :) eve geldiğimde herşey aynı.
o kadar çalışmam gerek ki şu an çok önemli işleri yapmam gerek. benden istenenleri hep erteliyorum. onları düşünmek istemediğimden. zamanı gelip de birşeyler istediklerinde anlık cevaplarla, ertelemelerle veya birkaç dakika uğraşıp da süsleyip uydurduklarımla atlatabiliyorum. yalan söylüyorum açıkçası, onları değil de kendimi kandırıyorum. bir süre sonra herşey üzerime göceceğini bile bile daha çok taşı bile bile dengesizce üst üste koyuyorum.
ne? ispanyaya mı gideceksin? bu dönem yok musun? bence ne mi yapayım yaz okulunu? ne desem ki sana? gitme dur demek en aptalcası ve en umutsuzca haykırış olurdu. bence yaz okulu kısa kes, stajını da yaz okuluyla birlikte yap böylece daha erken gidersin ve daha uzun süre kalmış olursun. öğrenmek için vaktin daha fazla olur? ne diyorum ben? tüm kalbimle karşı çıkıyorum ama mantığımla konuşuyorum. her zaman hissettiklerimin düşündüklerimi bastırabileceğini düşünmüştüm ama demek ki hala mantığım yenilmemiş kabime. ne olursa olsun bekleyebilir miyim seni? beklerim elbette! ama bi saniye ben kim oluyorum ki şu an onun için? ama bana soruyor neden? grrr!... kendime ne kadar kızsam da asla sana aklımdan geçenin tersini söyleyemem. kimseye yalan söyleyemem ki. sadece erteliyorum biraz daha kendimi. yarından sonra herşey değişmiş olacak söz ama o güne kadar sabredin biraz.
- sana söylemem gereken son birşey kaldı. onu şimdi söylememi istermisin?
- çok önemliyse ve uzunsa yarın söylersin. kendine çok iyi bak. yarın görüşürüz.
söyleyecek onlarca kelimemi karşılayan iki kelimem var ama o kadar önemli ki.. aslında senin cevabın daha önemli benim için. yarını beklemek bu kadar uzun mu olmalı benim için hep?
Pazar, Temmuz 09, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy

yarın herşey bitecek. belki de herşey bambaşka bir şekilde yeniden başlayacak. tek bildiğim bu kısır döngünün yarın kırılabileceği. herkesten sakladığım gizli bahçemde bu sefer yalnız olmuycam. ama bu belki de birinin yanımda olduğu son sefer olacak. o zamana kadar ben yine tek başıma oturuyor olucam. kendi fotoğrafımı kendim çekicem, kedilerle oynamaya devam edicem.Live 4 it! gerçekten anlamını bulacak ve belki de gerçekten ne için yaşaması gerektiğini anlayacak. ama son yakın bunu hissediyorum iyi veya kötü olacağını zaman gösterecek..
Salı, Temmuz 04, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
gece 1' i çoktan geçmişiz 2' ye yaklaşıyoruz sanırım. 1' i geçtiğimiz kesin de 2' ye ne kadar yakınız bilemiyorum. belki de 3' ü geçmiş bile olabiliriz. saat takmıyorum çok uzun zamandır. oky den kalma bi alışkanlık :) binbir güçlükle bulduğum cocacola light' ımın da son yudumunu içtim. tek başıma değilim ama etrafımdakiler yokmuş gibiyim. belki de bana kızıyorlar ama seni düşünürken de bir yandan konuşmak zor.
sandalyemi tam olarak korkuluklara dayadım ki kafamı geriye yasladığımda balkon korkuluyla arasında kalan boşluğa saçım sıkışmasın çok acır şimdi gece gece :) kafamı yavaşça geriye yasladığımda tam olarak balkon korkuluğuna oturması beni çok mutlu etti kafam bu şekilde rahat durursa, boynum tutulana kadar gökyüzünü izleyebilirdim. kayan onlarca yıldız görmek istiyorum ben, kayan olmasa da olur. yıldızlarla dolu olsun gökyüzü ben daha dikkatli baktıkça yeni yeni yıldızlar göreyim. biraz önce o orda değildi diyeyim kendi içimden.
kafamı koyduğum ilk anda nerdeyse gördüğüm tüm gökyüzü alanını boydan boya geçen bir yıldız gördüm. arkasındaki iz o kadar belli ve uzundu ki onu gördüğümde hissettiğimi o güzelliği anlatamıyorum. birçok inanış var yıldız kayması için di mi dilek dilemek işin boş inanç kısmı gibi görünse de benim dileğimi tahmin etmek zor değil. hem adettendir, dilek söylenmez :) ikincisi o kadar parlak değildi ama ben dileğimi tuttum yine :) gökyüzünü izlemek ne kadar da güzel. şu an sen de gökyüzüne bakıyor olamazsın di mi? hayır olamazsın. yok yok olamazsın.
keşke burda gördüğümden daha fazlasını görebileceğim bir yerde olsam diye de düşündüm. ıssız bir yerin ortasında yaşıyor olsam. okyanusta bir ada, asya bozkırları, orta afrika, grönland... gökyüzü istiyorum ben.
birkaç kayan yıldız sonra ben mi göremez oldum yoksa hepsi bir anda yok mu oldu. sadece sabit gökyüzü vardı önümde duran. umutsuzluk çöktü birden, yatayım artık ben di mi? zaten bu güzellik ne kadar daha sürecekti ki? dıştan ufak görünse de derin bir geçiriş ve sonra yatmaya gittim. yok ben kesin herşeyi geride bırakıp gitmeliyim. bu şekilde ne kadar daha devam edebilirim? gitmek belki de bir sembol benim için. içimdeki bu sıkıntıyı atlatmanın sembolü. hem nereye gidebilirim ki? geride bırakacağım hiç mi insan yok? onlar aynı şeyi bana yapmış olsalardıi affeder miydim onları? ama ben süt dökmüş kedi gibi başım önde af diliyorum işte. sorun değil nasıl göründüğüm veya ne kadar rezil olduğum artık.
yanında olup da bu şekilde konuşamamak ne kadar zor. her cümleni kurarken seçme kelimeler kullanmak zorunda olmak. düşündüğünü söyleyememek. aklından geçenle söylediklerin bir değil ki! yalan söylüyorum sanki her cümlemde. anne veya babasını kaybetmiş bi arkadaşının yanındayken anne veya babanın geçtiği kelimeleri kullanamazsın ya da onları hatırlatabilecek her türlü cümleyi kurmaktan uzak durursun. artık o insan için belirlediğin yasak kelimeler vardır. işte benimki de bunun değişik bir versiyonu. ikisi de acı veriyor insana.
bunları okuyup okumadığını bilmiyorum ama iyi ya da kötü bir son olduğu gün gelse de artık ben de kayan yıldızlardan başka dilekler dilesem.. diler miydim acaba?
Pazartesi, Temmuz 03, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy

işte tekrar istanbuldayım. iki gece iki buçuk günlük tatilimden döndüm :) şööle derin derin istanbul havasını içime çektikten sonra şu an hatırlayamadım şeyler hissederek eve geldim.
güzel iki gün geçirdim. en azından yıllık denize girme hakkımı kullandım :) istanbulda yapmam gereken o kadar çok şey var ama bir de bunlardan kaçmak için içimde o kadar da büyük bir istek var :) güzel güzel yüzmeye çalıştık, kumda yattık, gece açık havanın altında oturduk.
birkaç şey farkettim;
mesela birincisi, bendeki cocacola light alışkanlığının bir an önce önüne geçilmeli. doktora filan gitmek zorunda kalıcam bırakmak için yoksa. yemek yemiyorum sadece kola ile yaşıyorum :) bi de heryerde yok şu meret herhalde. 3-4 yere sormama rağmen hep "yok" yanıtıyla karşılaştım. neyse sonunda gece 1' de bulabildim. "sıcak" dedi ama önemli olan içmek dedim bunu nasıl diyebilirdim ki? kola soğuk içilen bir sıvı gıda ama gözüm kararmıştı bi kere :) istanbula gelir gelmez de ilk işim cocacola light almak oldu. içerken de bol bol zimbab' ı andım :P ama nasıl kepaze dolandım ortalıkta :) ama olsun sevdiğim şeyler için komik duruma düşmek belki de hoşuma gidiyor diye de düşünmedim değil :)

ikincisi de yıldızları izlemeyi ne kadar da çok seviyorum tekrar anladım. yıldız kaysın da dilek tutayım diye bekledim. belki de şansımdandır kafamı kaldırdığım anda geçti önümden bir tanesi. birkaç tane daha gördüm, hepsinde aynı dilek. belki o yüzden bir süre sonra onlar da görünmez oldu. ama yıldızlı geceye bakıp uyumak istiyorum ben hep. çok şey istiyorum belki de ama istiyorum işte :)

üçe gelelim şimdi. madde madde eroyla iki gün tatil programı :P mesela bu 2 gün içinde başıma gelen pek de büyük bi aksilik olmadı. hmm biraz daha düşüneyim de sonraki yazılarda aklıma gelir filan rezil olmayalım okuyucularıma :) yok yav olmadı bir iki münferit olay dışında o da vurduğum topun adam boyu dikenlerin olduğu bir diken tarlasına :P kaçması o kadar. ben de şaşırmadım değil bu olaya ben en kötü ihtimalle iki üç kez boğulur öyle dönerim diye düşünüyordum :P ayağımı yengeç bile ısırmadı. Live4it! sevinç yumağı havası şans mı getirdi acaba? :)
çok da fazla yanmadım. uzmanların özellikle dışarı çıkmayın dedikleri saatlerde denize gittik. ama naapabiliriz ki dünya kupası var kardeşim :) neyse bu yaz da böyle geçti. seneye artık mezun oluyorum elektrikten daha uzun bi tatili hakediyorum galiba :) ama döndüğümde makine devam ediyor olacak... macera devam ediyor hep :)
Pazar, Temmuz 02, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
işte yine başladığım yere geri döndüm. şimdilik sadece eve döndüğümü söylemek için yazayım gerisi de gelecek :)
Pazar, Temmuz 02, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy