nerden başlasam ki? evet buldum. işte başlıyoruz..
e:alo abi nerdesin?
o:eray ben gelemiyorum.
e:neden?
o:yol kapalı?
e:??
o:dinle bak..
(arka fon) yaşasın..... ( ben anlayamıyorum ama bi slogan attıkları belli)
o:kortej eşliğinde geliyorum.
e:(telefonun diğer ucunda kendince değişik düşüncelerle kendi kendine konuşur) demek ki blog kardeşliği toplantısı değil de mitingi olacakmış :P

işte bu şekilde olaylı başladı blog kardeşliği toplantısı günü. oky beni meydanda bekle dedi. ben gidip kalabalığın fotoğrafı çekmek için kendimi önlerine attım. aradığında bu sefer sen beni meydanda bekle geliyorum kortejle dedim :P yav ne kaos insanlarız diye de içimden geçire geçire oky yi görmeden yanından geçip gitmişim :) arkamdan seslendi :) çok dalgınım ben çook :P
toplantıdan önce gittik sahile oturduk. birbirimize tespitlerimizi anlattık güldük, karşılıklı birbirimize hak verdik, ne kadar da iyi yakalamışsın noktayı diye methiyeler yağdırdık :P millet sevgilisiyle otururken biz oky ile sanki bilimsel bir konferans ve bir stand up gösterisi edasıyla sohbet ettik. onlarca yazı çıkaracak kadar konu bulmamıza rağmen şu an aklımda hiçbirinin kalmamasını çok iyi açıklayacak bir cümle vardır mutlaka ama şu an aklıma gelmiyor o da :P
toplantıda çok yeni arkadaşlar edinmedim :) zaten ilk toplantım olduğu için kötü geçeceğini kabul etmiştim kendi içimde :P yeni insanlarla tanışmada kötüyüm bunu da kabul ediyorum :P (kabul ettirmek istediği olanlar ellerini çabuk tutsunlar çünkü şu sıralar kabul üstüne kabul yapıyorum :P) blog yazmama rağmen diğer bloglara fazla zaman ayıramıyorum. msn den bile konuşmuşluğum olmadığı için de yabancılık çektim :) ama burdaki hatayı da kendi üstüme alıyorum. ama bloglara daha çok zaman ayıracağım söz :)
bu arada toplatı sırasında pasta yollayan 1 milyon yazarlarına teşekkürler :) üşenmemişler yollamışlar. belli bir amaç uğruna çalışan insanlar olarak gözüme girdiler. bir hedefleri var, bir ideal, bir rüya belki de :P ama en azından deniyorlar. (ya aslında benim yürüyen üç aptal, oturan üç bilgeden daha çok yol alır sözüm ahanda cuk oturdu. ama aptal kelimesi orda mecaz anlamda yoksa zeki insan fikri bu :P) madem bu kadar düşünceliler onlara ben de link vererek teşekkür, sevgi, saygı,.. vs sunayım :P

daha nice toplantılarda görüşmek üzere artık. belki bi dahaki sefere live4it! i tanıyan biri ile bile karşılaşabilirim :P
Pazartesi, Haziran 26, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bayrampaşa belediyesince sokak basketbolu turnuvası düzenleniyor. bu yıl 14. sü düzenleniyor. basketbola ilgisi ve yeteneği yüksek olan kardeşim de ben de katılıyorum dedi ve geçen sene küçüklerde 2. oldular. gerçi şımardıkları için kaybettiler şampiyonluğu ama hepsi birer ders olmalıydı onlara. aslında lise çağındaki tüm gençlerde görülen genel disiplin eksiği diyebiliriz. ama şimdi demeyelim toplumsal tespitlerimi açtırmayın bana şimdi. benim anlatmak istediğim hikaye farklı :)
şimdi bunlar ilk gün yenildiler :) maçın derin teknik analizine de girmeyeyim :P ama takım senkronizasyonunu sağlayamadılar. ( elektrik makineleri dersinde iyice kafama çakıldı şu senkron kelimesi daha atamıyorum kusura bakmayın :) ) ertesi günkü maç için " geçen maçtan önce fazla ısınamadık bu sefer maçtan önce gidelim iyi ısınalım " dediler. beni de çağırdılar ben de biraz mırın kırın yapar gibi görünüp kabul ettim. halbuki geçen akşam o basket oynayanları gördüğümden beri içimdeki basket ateşi yeniden yanmıştı, can atıyordum oynamaya ama şimdiden eğer kötü oynarsam diye altyapı hazırlığı yapmalıydım :P
neyse onlar basket şortu dedikleri neredeyse yere sürtecek kadar uzun, sözde şortlarını giydiler. yav diyorum onlara bunlar zencilere yakışıyo ama size olmuyor ama yok dinlemiyorlar. buraya kadar herşey güzeli tabii ben de kapri eşofman giydim, üstüme Live4it! imi aldım ve çıktık.
tabii onların arasında ben biraz kepaze kaçıyorum :) herkesin farklı özellikleri var diye kendimi avutuyorum :P ama o ana kadar ters giden şeylerin olmamış olması da ben de tedirginlik yaratmıyo değildi. tam olarak artık her akşam geliriz bak ne güzel oynuyoruz kelimesini içimden geçirdikten sonra top, oynadığımız yerden sokağa fırladı. ilk minibüs topu es geçtiğinde ümitlendik. hemen en hızlı ve minik olan topu almak için fırladı. ikinci arabayı da es geçmişti ve giderek yolun kenarına doğru yuvarlanıyordu. ama tam da " oh neyse patlamadı " dediğim anda daha sonraları içimden çok çok küfür ettiğim bir minibüsçü topun üstünden bilerek geçti. ben de o sırada patlamayacağına inandığım için rahatlamış ve yola bakmayı bırakmıştım top gelene kadar bir yere oturayım derken o kulakları tırmalayan, yürekleri acıya boğan sesi duydum. güm! o an darth vader' in padme' yi öldürdüğünü duyduğu andaki gibi acı bir haayyııırrr!.. diyesim geldi. ama ne fayda.

top patladığı için de orda oynayan çocukları da aramıza almak zorunda kaldık çünkü artık topumuz yoktu :) ama orda da aksilik bırakmıyo ki peşimi :P
maç sırasında çok önemli birşey için kendime söz verdim. bir daha asla bacak kadar diye tabir edilen boyu gerçekten bacak kadar olan çocukları oynatma. acıdık aldık oynasınlar diye :) ama insana çarptıklarında boyları küçük olduğundan olmadık yerlerimize tahmin edemeyeceğimiz zararlar verebiliyorlar :) mesela dün akşam çarpan bastıbacak yüzünden sanırım bir süre istesem de çocuğum olamaz :P bir daha asla! :) zaten bu tür olaylar da hep beni buluyor. yeter artık yav evden çıkasım gelmiyor acaba başıma ne gelecek diye korkmaktan :P
ben en iyisi karmaya başlayayım :P en kısa sürede bir liste yapıyorum :)
Pazar, Haziran 25, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
dün stajda neler öğrendim? çok şey öğrendim genelde fizik yasalarına bağlı şeyler bunlar. hepsini ama hepsini lehim makinesini ilk defa kullanmaya çalıştığımda öğrendim. alt tarafı bir lehim makinesi bana insanlık dersi verdi :P
gerçi yanlışlıkla gözümün üstüne anakin gibi çizik ve alnıma harry potter gibi şimşek çiziyordum ama olabilir iş kazası bunlar :P
neler öğrendiğime bir bakalım :
- lehim makinesi yanlış ellere düştüğünde çok tehlikeli bir silah olabilir.
- üç haneli sıcalık değerleri gerçekten sıcaktır.
- 450 santigrat derece harbiden sıcaktır.
- birşeyin sıcak olup olmadığını elle kontrol etmek, ellere zarar verebilir.
- insan dersi hemen yanabilen bir maddeden yapılmıştır.
- ne kadar kaslı, güçlü olursan ol. derinin kalınlığı kadar dayanabilirsin yanmaya.
- parmak izimiz değişebilir.
- metaller sıvı halde ise kesinlikle çok sıcaktır ( civa hariç :P )
- metal sıvı halde ise bir bildiği vardır.
- sıvı metal ile derinin teması sonucu istenmeyen görüntüler ortaya çıkabilir.
- sıvı haldeki metal ile derinin teması sonucunda yanma ürünü olarak; duman, acı, aaahh! sesi ve yanık ortaya çıkar.
- soğumak göreceli bir kavramdır. çok çok sıcak birşey soğuduğunda hala sıcak olabilir.
- bunları elle kontrol etmeyin demiş miydim? :P
- metaller de yağ gibi sıçrayabilir.
- birşey biraz önce sıcaksa hala sıcak olabilir.
- bir yerimizin acıması için illa ki kesilmesine, delinmesine, yanmasına gerek yoktur. kendi kendine de acımaya başlayabilir.
- benim gönlüümm sarhoştuurr yıldızların altındaağğ, sevişmek ah nee hoştuur yıldızlarınn altındaağğ.. şeklindeki nakarat yüksek sesle kapalı mekanlarda, etrafınızda başkaları varken söylenecek bir şarkı değildir :P
- teknik servislerde çalışan herkes belli bir zamandan sonra sadece küfürle birbirleriyle anlaşmaya başlarlar ve bu onlar için bir yaşam biçimi haline gelir.
- biraz yakışıklıysan ( benim gibi :P ) sana sorulan 3. soru "sevgilin var mı?" olur
- " yok " dersen 4. soru " neden? " olur :)
- eşyalarını koymak için yanında bel çantası götürmen seni ordakilerin gözünde dağcı yapar.
- eğer yeterince kapuçino, sıcak kakao, mocaccino, kakaolu süt içersen üstüne, anlam veremediğin bir mutluluk ve hareket enerjisi çöker.
- her tarafın elektrikle çalışan alet edavatla doluysa, fişler kabolar varsa; sakın bi daha onların üstüne pet şişe su düşürme! bu sefer kurtuldun ama bi daha ki sefer olmayabilir :)
- hareketli şarkılar eşliğinde lehim makinesi ile iş yapılmaz, şarkının ritmine takılıp elini, ayağını, envayi çeşit yerini yakabilirsin.
- lehim makinesinin metal olan hiçbir yerine dokunma. çok canın acır.
- her olaydan ders çıkarmak büyük bir erdemdir.
- bu derslerin unutulması kaçınılmazdır.
- bir kez hata yapıyosan, yine yaparsın.
- ben bir jedi değilim :P
- tornavida, yan keski, pense, ... gibi aletler ile çalışırken; elini ayağını kesmen, delmen,.. gibi facialar sana çok yakındır.
- ben makine de okuyorum diyorsan, oturup bunu anlatman ve bunun imkansız olmadığını kanıtlaman için azami 15 dakika ayırman şart.
- süper bişey yapacağın zaman dikkat et. bi daha tüm işler senin üstüne kalabilir.
- floresan ampuller kırılınca etrafa saçılan gazı tenefüs etme.
- cam da en az kesici aletler kadar kesici bir maddedir.
- elini cam keserse tamam da cam batarsa kötü.
- eline cam girdiyse, çıkarmak için etrafındaki bölgeleri de tahliye etmen gerek.
- giren cam parçası ne kadar küçükse, boyutuyla ters orantılı şekilde acı verir.
- atölye malzemeleriyle şaka olmaz, kullanırken başkaları düşünülmez, eğer kafan karışıksa şöyle bari kafamı biraz dağıtayım diye atölye malzemeleriyle oynamak canını çok yakabilir.
- iki metal arasına sıkışan el çok acır.
- ne kadar su tutarsan tut. elini suyun altından çekince acı geri gelecektir.
- üflemekle yanık yer iyileşmez.
- parmağın yandıysa orayı yeterince ısırırsan, bi yerden sonra yanık acısı geçer, ama ısırmanın acısı ile başbaşa kalırsın.
- ısırmanın verdiği acı geçince, yanık acısı geri gelecektir. aslında o hep ordaydı :P
bunca olaydan sonra, sanırım atölye olayı benim için biraz erken dedim :) 1 saatte başıma bunlar geldiyse, yok yok kalsın gerisi ben kağıt üstünde çalışacağım :P
Cuma, Haziran 23, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
hepimiz, hayatta yanlışlar yaptık. bazen bir yanlışımız tüm doğruları götürdü, bazen birçok doğrumuz bir yanlışı silemedi. hepimiz hayatımız boyunca bir sefer de olsa geç kaldık. hepimiz birilerini beklettik. hepimiz bir yerlere erken gittik. birilerini bekledik. bazen bizi bekleyen sadece bekledi ve bizi asla göremedi ya da biz beklediğimizi asla göremedik, o hiç gelmedi. birilerini beklerken hepimiz bazen sabırsız davrandık ve ve o gelmeden gittik veya aynısını bir başkası bize yaptı. hepimiz en az bir kere televizyon izleyen birinin önünden geçtik, bizim yüzümüzden programın en heyecanlı yerini kaçırdı. bazen de bir başkası yüzünden biz programın en heyecanlı yerini kaçırdık. birçoğumuz en az birkez saçları şampuanlıyken sular kesildiği için ortada kaldı. bazılarımız tebdir aldığı için saçını yıkayabilirken, birçoğumuz ise anı yaşamaya odaklandığı için saçındaki şampuanı temizleyemedi.
hepimiz bir kez olsun süt dökmüş gibi dolaştık. bazen dut yemiş bülbüle döndük. heyecandan tir tir titredik. ışıklar söndüğünde sadece kendi nefes alışımızı duyduk veya karanlıkta nefes nefese kaldık.
nerdeyse hepimiz bir kez olsun inançlarını sorguladı. neye, neden ve nasıl inandığını düşündü. bazıları inancını kaybetse de bazıları daha çok inanarak geri döndü. hepimiz en az bir kez pes! dedik. bazıların bir daha asla demeyecek kadar güçlü oldu birçoğumuz içinse, sıradan bir kelime gibi oldu hayatımızda. birçoğumuz "artık bana bu hayat yeter" dedi, bir kısmı bu andan sonra geri dönmedi, birçoğumuz ise hala kendine sormaya devam ediyor.
hepimiz birini sevdik. hepimizi biri sevdi. bazılarımız benim sevdiğim değil, beni seven önemlidir dedi. birçoğumuz ise "önemli olan dış güzelliktir" dedi. ama belki de hepimizin içindeki isteği, ışıklar söndüğünde onun yanında olmak. hepimiz giden birinin arkasından ağladık. hala ağlamadıysak bile bu ağlayacak olduğumuz kişiyi henüz kaybetmediğimiz için olsa gerek.
hepimiz gece kalkıp gökyüzüne bakıp tanrıdan birşeyler diledi. birçoğumuz tek bir yıldızı bile zor görürken, bazılarımız tamamen yıldızla kaplı gökyüzünün inanılmaz manzarasına bakarak diledi. hepimiz yıldız kaymasıyla beraber dilek tuttuk. onu göremediysek de pastamızın mumunu üflerken diledik. ya da gece yastığa başımızı koyduğumuzda, veya hangi dine inanıyorsak, onun tanrısından istekte bulunduk. bunların yüzde doksanlık kısmının yarısı aşık olduğumuz insanın elini tutmak için, yarısı da istediğimiz insana ulaşabilecek para içindi.
hepimiz hasta olduk. hala yaşıyorsak eğer, yine hasta olacağız. hepimiz zor günler geçireceğiz, tek başımıza kalacağız, bir anlık gözyaşı damlası olsa bile ağlayacağız. bazılarımız bunlara kader deyip kabullenerek yaşayacak, bazılarımız "neden hep ben?" diyerek geçirecek bu zor zamanları.
birçoğumuza en az bir kez bir dost eli uzanacak. yüzünde koca bir gülümseme ile en yakın dostumuz gelip bizi yerden kaldıracak. tozlanmış, çamurlanmış üstümüzü başımızı temizlememize yardım edecek, kanayan dizimize ilaç sürecek. birçoğumuz onunla beraber yürüyecek artık, bazılarımız bir daha öyke bir eli göremeyecek, düştüğü yerden kendi kalkmaya çalışacak veya hep orda kalacak. ya da bazılarımız o insanın yüzündeki koca gülümsemenin aslında koca bir yalan olduğunu anlayacak, bir kısmımız bunu er geç farkedecek. farkedenlerden bazıları için çok geç olacak, farkedenlerden bazıları da tam zamanında farketmişim diyecek.
hepimiz sevdiğimizin yüzündeki o tatlı gülümseme için çalışacağız. gözlerinin içi gülsün diye bir ömür feda edeceğiz belki de. bazılarımız için bu sevgili; yakışıklı bir erkek, bazılarımız için güzel bir kız, bazılarımız için sahip olduğu çocuklar, bazılarımız için ise ailesi olacak. belki de bazılarımız için çalıştığı işi veya okuduğu okul hatta bilimin herhangi bir dalı olacak. ya da bir kısmımız , çoğumuz tarafından sıradan görünen insanlar için çabalayacaklar. bazılarımıza bu saçma gelecek, bazılarımız ise bunu onurlu bir mücadele olarak görecek.
bazılarımız şu an benim yaptığımız gibi gecenin bir yarısı kalkıp içindeki mutsuzluğu dışarı vuracak, bir kısmımız bunu asla söyleyemeyecek. ya da bazılarımız benim gibi sevdiğine onu sevdiğini bile söyleyemeyecek kadar çaresiz kalacak, ama birçoğumuz ise herşeyi göze alıp sevdiğine onu sevdiğini haykıracak. belki de bazılarımız bunu tüm içtenliğiyle söylecek birini bulamayacak.
ama hepimiz birgün bir an bile olsa bu yazdıklarıma benzer duyguları hissedecek, belki de birçoğumuzun benim şu an olduğu gibi boğazının düğümlenmesini belki de gözünün yaşarmasına anlam veremeyerek, kendine kızacak. ama bazılarımız ise içinden geldiği gibi duygularını serbest bırakacak. belki de benim şu an yapmaya çalıştığım gibi.
Salı, Haziran 20, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
o, sendin.
Salı, Haziran 20, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bitti. biten sadece bahar yarıyılı da değildi üstelik.
Cumartesi, Haziran 17, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy

yaklaşık 1 aydır her hafta sınav oluyorum. haftada 2 - 3 sınav ( yeri geldi 6-7 oldu :) ) olmaktan iyice beyin sarsıntısı geçireyazmaya yaklaştım. ama yarın bitiyor. ne kadar da hızlı geçti bu dönem yav. hayatımın en zor dönemi diyebilirim :) dedim hatta :P
aslında bu dönemi zor kılan dersler miydi yoksa ben miydim? evet bendim :) üzerime nedense ani bir iyilik çöktü yazarken gülerek yazıyorum. hani hö desen kahkaha bile atabilirim :) sınavların bitişi dolayısıyla gülüyorum galiba, ama isteyerek değil, kendi içimden gelen engelleyemediğim bir gülümseme. kahveden mi yoksa? süt tozunun kalanını da son kahvemde kullandım hoş bir görüntü oldu aslında sınavlar yüzünden içiyordum sınavlar bitince o da bitti. ama sabaha kadar oturmam gerek sabah 11 de sınav var, son sınav. daha hiç çalışmadım. 8 de yatıp 00:00 da kalkacaktım. sonra da sabahlayacaktım ama senin mesajınla uyandım. artık bir daha uyuyamazdım. merak etmeyin içinde hepimizi ayağa kaldıracak, kötü gidişe bir son verecek şeyler yazmıyordu. sizinle alakası yoktu mesajın ama olsun senden gelebilecek telgraf bile bana yeter :P aah ah ben yakında şiir de yazarsam şaşmayacam kendime :P
nerde kalmıştık? hah! " inşallah gece uykum gelmez. süt tozu bitti, kahveye süt katınca daha çok uykumu getiriyo, sade kahve de çok acı olur gece gece " dedim kendimce. ya bu yazının amacı neydi? kafam karıştı şimdi ne yazdığımı unuttum :) dilim acıyor, nedenini bilmiyorum belki de o yüzden unuttum :P ne alakası var? di mi :) yok tabii ki ama içimde sebepsiz mutluluk var dedim ya ondandır herhalde :)
çok saçma yazmaya devam ediyormuşum gibi geliyor. hayır saçma yazıyorum ama inşallah cümleler düşük, bölük pörçük değildir. o zaman okunmaz yazı. cümleler birbirinden anlamca kopuk da olsa en azından şekilleri düzgün olsun da bari okuyana ikinci bir eziyet olmasın.
neyse özetleyeyim ben bu yazıyı:
yarın son sınavım var. 1 aydır her hafta sınav oluyorum ben. taş olsa çatlardı sonunda :P ama içimde sebepsiz bir mutluluk var. sebepsiz demeyeyim ona kaynağı belirleyenemeyen diyeyim. 10 saat kalmış sınava. bunu diyince bi endişe mi kapladı beni?.. :P
Cuma, Haziran 16, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
ne tam aydınlıktayım, ne de tamamen kara bulutlarla kaplıyım. ikisinin arasındayım, aşağıdan seyrediyorum hangisinin kazanacağını..
Çarşamba, Haziran 14, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bunu yazmam gerekiyordu. şimdi çalışmama ( ki daha başlayamadım bi türlü ) döneyim bundan sonra. seni düşünmeseydim, senin dışında kalan herşeyi bir kere de düşünebilirim, hepsine bir mühendisin yapması gereken pratik, güvenli, hızlı ve ekonomik bir çözüm getirebilirim. ama sen varken diğerleri olmuyor. ama bunu benden başka anlayan yok.
odam çok dağılıyor, her akşam "biraz daha düzenli olsana" lafını işitiyorum. biliyorlar ki ben hiç de dağınık olmaya alışık değilim. ama toplamak istemiyorum, hayattan soğudum, yok intihara meyilli biri değilim ;P ama seni düşünmekten diğer herşeyi yok sayıyorum.
neden çalışmıyorsun abi yarın sınav var? diyorlar ama ben onu bile düşünemiyorum. çünkü düşünecek daha önemli birşeyim var.
çok komiğimdir bunu kabul ediyorum. herşeyi komediye geyiğe vurmayı severim. ciddiyet istemediğim zaman onun zıt anlamlısı ne varsa kendimle özdeşleştirebilirim. ama içimde ne olduğunu bilmiyorlar ki. ben onları güldürmeye çalışmıyorum, kendimi güldürmeye çalşıyorum. ama ben içimde sessizce otururken dışarıdakileri güldürüyorum, asıl gülmesini istediğim bende değişen birşey olmuyor.
sen iyice sevda insanı olmuşsun. bunu dediklerinde buna kızmıyorum bile, herşeyi kabullenmeyi başarabilirim ama sensiz ne kadar daha bunu yapabilirim bilmiyorum.
fotoğraf çekmesinden veya müzik çalmasından başka telefon adına hiçbir özelliğini kullanmadığım telefona bile arada bakar oldum belki bir çağrı vardır ya da bana cevap atmıştır diye. halbuki ben bunları hiç sevmezdim, zaten arayacak önemli biri de yoktu..
senin için seçtiğim rengi merak ediyorsan, sarıydı o renk. hiç unutmayacağım.. ve koyunu da en sona koymuştum. ama şimdi tamamen tersiyim herşeyin.
şunu da farkettim insanın elleri aslında birer düşünme aracı çünkü ben bunları yazarken durduğumda ellerime bakıyorum, neden bilmiyorum. belki de tuşlara vurmaktan uyuşmuş veya acımış parmak uçlarımı ovuşturduğum için ve o an yapacak başka bişey olmadığı için bakıyorum. biri "senin bazı takıntıların var" demişti ki bunu sadece 3-4 saat birlikte dolaştıktan sonra demişti. takıntı, refleks, prensip ne derseniz öyle olsun kabul ediyorum.
tek istediğim biraz iç huzur. di mi iç huzur. ya seni tamamen unutmak ya da sadece benim seni değil, senin de beni düşündüğünü bilmek yeter mi bunu bitirmeye? bilmiyorum ki! kaç aydır hiç bir sorunuma bir çözüm getiremedim. herşeyi erteledim. bu yüzden herkesten özür diliyorum. bilmiyolar kafamın içindekileri. neden yapamadığı, neden herşeyi ertelediğimi bilmiyorlar, keyfimden yapmıyorum ama bunun için sizden onlarca kez özür dileyebilirim. çünkü herşeyi kabulleniyorum tek bir isteğimin olması için diğer tüm isteklerimden, sahip olduklarımdan vazgeçebilirim. zafer sarhoşluğunu hiç yaşamayan bir zaferin ardından daima bir üstü için hayal kuranların asla vazgeçmeyeceği birşey ama ben vazgeçiyorum bundan.
yüzük kardeşliği için yüzüğü taşımayı kabul ederdim ben de. sonsuz sorumluluk altına girebilirim ve isteğim sadece bugünleri atlatmak fazlasını istemiyorum.
aslında sanırım sorun doğru dürüst hiç düşmediğimden kaynaklanıyor. ne olursa olsun ne kadar ben bittim desem de :P sonunda kurtuluyorum MacGyver bile bazen halt etmiş :P ama yalpalıyorum işte. düşmekle ayakta kalmak arasındayım. ne evetim ne de hayır belkiyim ben ya da daha sonrayım.
dün arkadaşım bana " allah sana dersini verecek göreceksin o zaman " dedi. yanlış anlamayın süper iyi niyetli biridir, temiz kalpli insandır, hoşgörüsü yaklaşık eşit sonsuzdur. okuldaki en yakın arkadaş grubumdadır ve birkaç haftada bir dvd günlerimizi onun evinde yaparız. onda kalırız 4-5 kişi. bulunmaz insanlardan biridir. aklımı başıma almam için söyledi.
ve dediği doğru ben bu şekilde nereye kadar gidebilirim ki? aslında sen beni ya it de ben düşeyim belki kafam bir yerlere çarpar da kendime gelirim. ya da elimden tut ki düzgün yürüyeyim artık. belki de beraber yürürüz belki de yalnız yürümeye devam ederim belirsizlik olmasın hayatımda. senin arkadaşın olarak kalsam da olur. yeter ki sen kızma. şimdi biraz oturayım sessizlikte. yapmak zorunda olduğum herşeyi yine erteleyeyim..
Salı, Haziran 13, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
yorum yazanlardan mail adreslerini bulabildiklerime teşekkür mailimi yolladım. bazılarına gitmedi hata verdi. bana neden yollamadın aşkolsun, ayıp ettin bak şimdi demeyin :P
size gelmediyse, veya siz bir anonymous' sanız ve ben de istiyorum ben de istiyorum diyorsanız. " bozkurteray@gmail.com " ahanda bana mail atın. veya profilimdeki msn adresimden ulaşın ben de size hakkettiğiniz teşekkür mailini yollayayım ;) spam mail korkunuz olmasın :) ben burdayım öyle birşey atarsam gelir suratıma çarparsınız :P
Salı, Haziran 13, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
muutllu yılllaaaarrr saannaağğğ muutlu yıllaaarrr saannaaağğğğ muuutlu yıllaaar muutlu yıllaaarr muuutlu yıllaaaar saaanaaaaağğğğ!..
Pazartesi, Haziran 12, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy
bugüne kadar çokça bloga bakamadım. bir türlü oturup da kendime rutin okunacak çokça blog seçemedim. ama hep istedim. istedim ve yapamadım. her zaman olduğu gibi :)
ama bugüne kadar benim yazılarımı kaale alıp da yorum yazan herkese teşekkür ediyorum. çünkü yaptığınız işin beğenilmesini görmenin dayanılmaz mutluluğunu verdiler ;)
peki kim di bunlar? kronolojik sırayla ilk yorumcudan son yorumcuya sırayla teşekkür, minnet, sevgi, saygı,.. diye yazacaktım ama sonra çok zor olacaktı zamanım az :) o yüzden alfabetik sıra daha pratik bi çözüm oldu. oky listenin başında kurucu kontenjanından dolayı ;P
Cuma, Haziran 09, 2006
Kategoriler:
Yazan Çizen:
eroy